Cuma, Temmuz 31, 2015

 

Küba’dan Teleks



Rachel Kushner “Küba’dan Teleks”te Küba’daki Sosyalist Devrim’in arifesinde yaşananları farklı bir açıdan, Oriente vilayetinde Amerikan Kolonisi’nde yaşananlardan yola çıkarak anlatıyor.
Küba’nın tarihine birçoğumuz aşinayız ama yine de kısaca anımsamakta yarar var. Küba’nın sömürülme tarihi Ekim 1492’de Kristof Kolomb’un adayı keşfederek “İspanyol Toprağı” ilan etmesi ile başlıyor. İspanyolların 1511’de adada ilk koloniyi kurduğu sırada çoğunluğunu Taynoların oluşturduğu yerlilerin sayısı 80-100 bin. Çömlek ve alet yapımında belirli bir düzeye ulaşmış tarımcı ve barışçı bir halk olarak tanımlanıyorlar. Sömürgeci politikalarla gelen baskı ve zulüm sonucunda 100 bin nüfus beş bine kadar düşüyor. Bölgede sağlanan “barış ve düzen”le bu nüfus ancak 18. yüzyılda 50 bine ulaşıyor. Küba Karayiplerdeki konumu nedeniyle stratejik önem kazanıyor. Tütün ve şeker kamışı üretimi ile de ticari önemi daha da artıyor. Afrika’dan çok sayıda köle getiriliyor. Köle ticaretinin yasaklanmasından sonra da işgücü talebi Meksika ve Çin’den gelen işçilerle karşılanıyor.
İspanya’ya karşı özerklik talebi ile 1868’de başlayan On Yıl Savaşları sonrasında imzalanan barış anlaşması sürdürülemeyince sürgündeki Kübalı Şair Jose Marti’nin önderliğinde bağımsızlık savaşı başlıyor. İspanya adaya 200 bin asker çıkartıyor. Savaşlar süresince adadaki şeker üretiminde söz sahibi olan ABD’nin Havana limanında demirli Maine Gemisi'nin batırılmasını bahane ederek İspanya’ya savaş açması ile yeni bir evre başlıyor. İspanya’nın yenilgisi ile biten savaş sonucunda Küba bağımsızlığına kavuşuyor (!). “Bağımsız” Küba Devleti’nin tüm işleyişinde ABD söz sahibi oluyor. ABD 1901’de Guantanamo Koyu'nda deniz üssü kuruyor. ABD’nin desteği ya da göz yumması ile rüşvet, yolsuzluk ve sosyal adaletsizlik üzerine kurulu bir yönetim biçimi oluşuyor. Sözde demokratik aslında diktatörlük olan bir yönetim biçimi. Hileli seçimler ve askeri baskılarla yönetimler belirleniyor. Bu “kukla” devlet başkanlarından biri de 1948’den 1952’ye kadar görev yapan Carlos Prío Socarrás.
Rachel Kushner’in “Küba’dan Teleks”i (Mayıs 2015, çev. Suat Ertüzün, Can yay.) 50’li yılların başında Prio yönetimdeyken başlıyor. Romanın üç ana aksı var. Oriente vilayetinde yüzbinlerce dönüm arazide şeker kamışı yetiştirip sonrada şeker hammaddesi üreten United Fruit’un önemli bir rolü var. United Fruit “sürekli olarak çıkar sağlamak amacıyla çeşitli ülke hükümet yetkililerine rüşvet vermek, işçilerini sömürmek, vergi vermeyerek faaliyet gösterdiği ülkeye yatırım yapmamakla eleştiril”en bir şirket ve halen Chiquita Brands International adı ile varlığını sürdürüyor. Üçüncü Dünya ülkelerinden aldığı yaş meyveleri işleyip ABD ve Avrupa’da satıyor.
United Fruit Küba yönetimi üzerinde büyük bir etkinliği olmasının yanında birçok ayrıcalığa da sahip bir şirket. Küba yasalarına tabi değil. Vergi vermediği gibi işçilere de herhangi bir sosyal hak tanımıyor. Haiti’den getirilen işçiler haftanın yedi günü çok kötü koşullarda şeker kamışı tarlalarında çalışıyorlar. United Fruit, Guantanamo üssüne çok yakın bir bölge olan Oriente’de adeta kendi krallığını kurmuş. Şirket yöneticileri ve aileleri için kurulan evlerden oluşan mahalle zengin bir Amerikan kasabasını andırıyor ve izinsiz olarak bir Kübalı’nın girmesi mümkün değil. Sosyalist Devrim öncesi burada yaşananları United Fruits’un Küba yöneticisinin ergenlik çağındaki küçük oğlu K.C Sitites’in gözünden okuyoruz.
Küba madenler açısından da zengin bir ülke. Dünya nikel üretiminin % 6.4'ü Küba’da gerçekleştiriliyor. 50’li yıllarda Nikel madenini çıkartıp üretenler de yine Amerikalılar. Nikel madenleri de Oriente ve Guantanamo’nun hemen yakınındaki Nicaro’da. Yani ABD şeker ve nikel üretimini Guantanamo’da kurduğu askeri üsle korumaya almış. Burada da çok ağır şartlarda haftanın yedi günü işçiler nikel madeninde çalışıyor ve nikel madenin yakınındaki fabrikada çevre kirliliği önemsenmeden üretiliyor. Buradaki ABD yerleşimini üzerindeki kırmızı pusla kilometrelerce öteden tanımak mümkün. Everly Lederer, nikel madeni işletmesinin yeni müdürünün ergenlik çağındaki kızı. Sosyalist Devrim öncesi burada yaşananları da onun bakış açısından öğreniyoruz.
Oriente’den bin kilometre ötedeki Havana’da da iki kahramanımız var. Bunlardan biri kendini Fransız olarak tanıtan gece kulübü dansçısı Rachel K. ve geçmişi oldukça karanlık bir silah tüccarı olan Christian de La Mazière. Rachel K. sevilen beğenilen, karizmatik ve güzel bir kadın. Kübalı devlet büyüklerinin dostu. Diktatörlerin gizli sevgilisi. Devrik başkan Prio’nun da yeni diktatör Batista’nın da gözdesi, sırdaşı. 
La Mazière, II. Dünya Savaşı sırasında hem Fransız Direnişçileri ile hem de Nazilerle birlikte çalışmış, savaş suçları işlemiş, savaşın bitiminde de çareyi Amerika’ya kaçmakta bulmuş. Karayiplerde yaşanan darbeler ve askeri yönetimler ortamında silan satarak geçiniyor.  İyi bir silah tüccarı olarak müşteri seçmiyor devrimcilere de darbecilere de silah satıyor. Silah satacak ortam yoksa yani barış hakimse de ticaretini gerçekleştirecek provakasyonları yapmaktan geri durmuyor.
La Mazière’in Küba’ya gelme nedeni adada bir isyanın filizlenmekte olduğunun duyumunu alması. İsyanı bastırabilsin diye Küba yönetimine silah sattığı gibi Fidel ve Raúl Castro kardeşlerin önderlik ettiği devrimcilerle de bağlantı kurmayı ihmal etmiyor.       
Rachel Kushner sonunda ne olacağını “teaser” olarak başta anlatıp, United Fruit’un şeker kamışı tarlalarının yakılmasını anlattıktan sonra birkaç yıl geriye gidip Küba Devrimi’ni oluşturan şartların nasıl olgunlaştığını bu şartları yaratan Amerikalılar cephesinden anlatmaya başlıyor. Everly Lederer ve K.C. Stites’in yaşamları, anne ve babalarını ilişkileri, Amerikan Kolonisi’ndeki insanlarla ilişkileri, yanlarında kölelik koşullarında çalışan ve yaşamaya çalışan Kübalılar, Haitililer ve Çinliler’in durumu akıcı bir dille hikaye ediliyor. Sömürü en üst düzeyde, sömürücülerin keyfi yerinde. İş dışındaki yaşam sürekli partilerle yani sürekli bir eğlence halinde sürüyor. Hemen yakınlarındaki dağlarda başlamakta olan isyanın ise farkında değiller ya da herzamanki gibi ABD destekli Küba yönetimince bastırılacağını zannediyorlar.
ABD’yi rahatsız etmeye başlayan Prio bir darbe ile görevden alınıyor, yerine Batista geliyor. Bu sırada da Castro’lar başkentte istihbarat ağlarını oluşturmaya başlıyorlar. Castro’lara ölümü göze alarak bilgi aktaranlardan biri de Rachel K. Onun gibi hükümetle, yöneticilerle ilişkisi olan birçok kadın da bilgi aktarıyor devrimcilere.  
“Küba’dan Teleks” Rachel Kushner’in ilk romanıymış. Kitabın arka kapağında belirtildiğinde göre Kushner’in annesi Oriente’deki Amerikan Kolonisi’nde büyümüş. Bu açıdan bakılırsa otobiyografik bir aile romanı olarak değerlendirilebilir. Romanın sonundaki teşekkür bölümünde de annesinin ve teyzesinin katkılarını belirtiyor Rachel Kushner. Ama “Küba’dan Teleks” bir aile romanından daha çok önemsenmesi gereken nitelikli bir yapıt. Belgesel bir roman olarak değerlendirmek sanırım daha doğru. Roman boyunca hem tarihsel anlamda gerçeğe uygunluk var hem de ana kahramanların dışında hemen tüm kahramanları gerçek kişiler. Roman kahramanlarının Hemingway, hatta Sartre’la yollarının kesişmesi, küçük sohbetler yapmaları da bu gerçekçiliğe katılmış hoşluklardan.
“Küba’dan Teleks” günümüzde pek rastlanmayan “büyük” romanlardan. İyi bir yakın tarih romanı. Kushner’in daha ilk romanında böyle bir anlatı gücüne erişmiş olması ve böyle “sahici” bir konuyu tüm açılarından nesnel bir bakış açısıyla, hem de oldukça akıcı ve okurun merakını sürekli canlı tutacak bir üslupla anlatabilmiş olması da dikkate değer.
Onlarca yıldır süren ABD ambargosunun bittiği bu günlerde Sosyalizmin son kalesi Küba’nın başına neler geleceğini merak ederken okunması gereken, anlatılanlardan bugüne ışık tutacak dersler çıkartılabilecek bir roman “Küba’dan Teleks”.  
30.07.15

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?