Cuma, Temmuz 24, 2015

 

Tatilde Okuyacağım 10 Kitap



Bu sene yaz biraz geç geldi. Serin havanın ve Ramazan’ın da etkisi ile tatiller de daha geç tarihlere programlandı. Yine de işten, şehirden, kalabalıktan ve gürültüden uzak birkaç gün için yollara düşülüyor. Tatile çıkarken yanımıza kitap almak adetten. Öncelikli olarak çok satanlar tercih ediliyor. Zülfü Livaneli’nin  “Konstantiniyye Oteli” (Doğan Kitap), Buket Uzuner’in uyumsuz gazeteci Defne Kaman’ın maceralarının yeni cildi “Toprak” (Everest yay.), Paula Hawkins’in sürükleyici bir gerilim olarak beğenilen “Trendeki Kız”ı (İthaki yay.), Sabahattin Ali’nin yakında tüm zamanların en çok okunan kitabı olacağını düşündüğüm “Kürk Mantolu Madonna”sı (Yapı Kredi yay.), Karl Knausgaard'ın hiçbir şeyi gizlemeden açık açık anlatması ile beğenilen 6 ciltlik romanı “Kavgam”ın (Monokl yay.) ilk cildi plajlarda bol bol göreceğimizi tahmin ettiğim kitaplar.
Tatil için benim listem ise 10 kitaptan oluşuyor. İlk sırada Dünya şiirinin büyük şairlerinden Paul Celan’ın şiirlerinden usta çevirmen Ahmet Cemal’in derlediği “Ellerin Zamanla Dolu”su (İş Bankası yay.) var. Paul Celan unutulmaz dizeleri ile belleklerden çıkmayan bir şair olduğu kadar Seine Nehrine kendini atarak intiharla son verdiği yaşam öyküsü ile de ilgiye değer. Henüz okumamışlar için Wolfgang Emmercih’in “Paul Celan” biyografisini (Merdiven kitaplar) ve yeni baskısı geçtiğimiz günlerde yapılan Celan’la Ingeborg Bachmann’ın büyük aşkını karşılıklı mektuplarından oluşan “Kalp Zamanı”nı da (Kırmızı Kedi yay.) bu derleme ile birlikte okursanız Celan’ın şiirlerlerinin anlamının bambaşka olacağı da bir gerçek.
Mo Yan'ın epik romanı “Yaşam ve Ölüm Yorgunu” (Can yay.) ise tatile tek kitapla çıkmak isteyenler için ideal. Mo Yan 936 sayfalık bu kitapta sosyalist devrimden sonra Çin’de yaşananları kahramanı Ximen Nao’nun altı reenkarnasyonla eşek, boğa, domuz, köpek, maymun ve küçük bir çocuk kimliğindeki yaşamlarında eski ailesinin, dostlarının, rakiplerinin, düşmanlarının başına gelenlere, yaşadıklarına tanık oluşunu anlatıyormuş. Mo Yan Nobel’i boşuna almadığını kanıtlayacak bir biçimde kendine özgü akıcı üslubu ile Çin’in kendine has olaylarından Dünya’nın her yerinde okunabilecek öyküler ve trajediler yazıyor.
Şilili yazar Alejandro Zambra az ve öz sözle çok şey anlatmayı başaran yazarlardan. Daha önce “Bonzai” ve “Eve Dönmenin Yolları” adlı anlatıları Türkçe’de yayımlanmıştı. “Ağaçların Özel Hayatı”nda (Notos yay.) karısının eve dönmesini beklerken uykuya hazırlanan üvey kızına ağaçlarla ilgili öyküler uyduran genç bir adamın yaşadıklarını anlatıyormuş. Zambra’nın anlatıları sadece öyküden ibaret değildir belki de öyküden daha önemli olan o öykünün nasıl anlatıldığıdır. Yani konusuyla, anlatımıyla bir edebiyat şöleni vaad ediyor Zambra’nın yeni kitabı.
Andrey Bitov’un “Puşkin Evi”i (Yapı Kredi yay.) Rusya'da postmodern romanın ilk örneği olarak biliniyormuş. Belki de bu niteliği yüzünden yıllarca Rusya’da yasakmış. Genç filolog Leva Odoyevtsev'in, Puşkin Evi adıyla anılan Rus Edebiyat Enstitüsü'nde görevli olarak nöbete kaldığı bir Ekim Devrimi kutlaması gününü merkeze alan roman, onun yaşamöyküsüyle birlikte polisiye bir 20. Yüzyıl Rusya Tarihi gibi gelişiyormuş. Bitov’un eserini klasik Rus edebiyatının temel eserlerinden yola çıkarak yazdığı da belirtiliyor.
Guy de Maupassant Dünya Edebiyatının, öykü türünün en büyük ustalarından. Az sayıda da roman yazmış. “Bel-Ami” (İletişim yay.) de en önemli romanı sayılıyormuş. Romanda zengin olma hırsıyla köyünden ayrılıp Paris’e gelen bir gencin yükselişi para, cinsellik ve iktidar üçgeninde gelişen siyaset ve basına da uzanan bir öykü halini alıyormuş.
Ayrıntı Yayınları “Sarı Kitaplar” adıyla bir dizi başlattı. Yavuz Ekinci’nin editörlüğünde ana dillerinin dışında yazmak zorunda kalmış ve kendi ülkelerinin dışında başka ülkelerde başka dillerde meşhur olmuş Kürt yazarlarının romanları Türkçe ve Kürtçe yayımlanıyor. Dizinin ikinci kitabı “Sınırlar Ülkesinde”. Sherko Fatah 1964’de Doğu Berlin doğmuş. Almanca kaleme aldığı “Sınırlar Ülkesinde” de ilk romanı. Bu romanla birçok önemli edebiyat ödülünü de kazanmış. İsmen bildiğim ama Türkçede hiçbir eserini okumadığım bir yazar. “Sınırlar Ülkesinde”de Türkiye Irak sınırında kaçakçılık yapan birinin öyküsü üzerinden Güney Kürdistan’daki, Irak’taki yaşamı anlattığı, bölgenin coğrafyasını, insanlarını, dertlerini, ümitlerini, ruh hallerini ve umutlarını en azından yaşadığı ülkenin zihniyeti kadar derinden eserine yansıttığı belirtiliyor.
Jaume Cabre günümüz Katalan edebiyatının en önemli isimlerinden, Türkçeye yeni çevrilen romanı “İtiraf Ediyorum” da (Alef yay.) Katalan edebiyatının başyapıtlarından sayılıyor. “İtiraf Ediyorum” “Bir Avrupa romanı” olarak sunuluyor. Tanıtımında da “Roman boyu karşımıza çıkan bir tablo, bir kitap, bir elyazması, bir manastır, bir madalyon, bir keman, bir müzik parçası, Avrupa’da yaratılmış bütün güzellikler ile bütün bu güzelliklerin üzerine düşen kötülüklerin ya da kötülüklerin üzerine düşen güzelliklerin gölgelerini gösterir” deniyor. Türkçede Katalan yazarların eserlerine pek rastlanmıyor, o açıdan da ilgiye değer.
“Türkçe edebiyat çizgisinde Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay arası bir yerde duran” bir yazar olarak tanıtılan Barlas Özarıkça’nın ilk romanı “Ters Adam” tanıtımında belirtildiği gibi kıymeti pek bilinmemiş bir "kayıp" romandır. Zamanla kültleşen bu romanın yeni baskısı yıl içinde yapılmıştı. Barlas Özarıkça az ve öz yazan iyi bir yazardır. Yazdıklarını takip ederim. Yeni romanı “Kaçkınlar Kahvehanesi” (Encore yay.) “Yaşarken kendi hayatınızı değil de başkalarının size verdiği hayatları yaşadığınızı; bazı kurumların, verilmiş hayatları sizin aleyhinize sürdürebilmek için örgütlendiğini fark ettiniz mi? Kendi hayatınızı bulmak için, başkalarının hayatlarından hiç kaçtınız mı? Kaçtığınız yerde bile, tutsak edildiğinizi, çırpındıkça mahrem yaşantılarınızın bile size karşı kullanıldığını; dünya denilen büyük, egemen sistem içinde dönüştürülmeye çalışılan bir denek olduğunuzu gördünüz mü?” diye tanıtılıyor.
Elena Ferrante kimliğini gizli tutan bir yazarın müstear adı. Elena Ferrante'nin dört ciltten oluşan "Napoli Romanları", sadece İtalya'da değil tüm dünyada fenomen olmuş, kısa sürede 22 dile çevrilmiş, milyonlarca okura ulaşmış. Dizinin ilk romanı “Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım”da (Everest yay.), 1950’li yıllardan bir öykü, İtalya'da bir kenar mahallede yetişen iki genç kızın çekişmeler, kıskançlıklar ve sırlarla örülü dostlukları, zorluklarla geçen büyüme ve varoluş serüvenleri anlatılıyormuş. İki genç kızın “boğucu erkek-egemen kültür, duyarsız, buyurgan aileleri ve yoksunluklar karşısında” dayanışmaları, dostlukları ile ayakta kalmayı başarmalarının öyküsü.
Hint asıllı Britanyalı yazar Rana Dasgupta’nın Türkçe’deki yeni kitabı “Tokyo Uçuşu İptal” (Metis yay.) Boccaccio'nun Decameron'u ve Chaucer'ın Canterbury Hikâyeleri'ninkine benzer bir ruhla yazılmış ama günümüzün insanlarının başlarından geçenleri anlatıyormuş. Dünyanın farklı köşelerinde, birbirinden çok farklı karakterlerin başından geçen ilginç olayları anlatan on üç hikâyeden oluşuyormuş kitap. Hava koşulları yüzünden başka bir şehre mecburi iniş yapan Tokyo uçağının yolcularından on üçü “tutkuları ve zaaflarıyla insan ruhunun karanlık yönlerini eşeleyen, olayların hiç de beklendiği gibi gelişmediği, kaderin cilve ve silleleriyle örülü” öyküler anlatmışlar birbirlerine. 
23.07.15

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?