Pazartesi, Ekim 19, 2015

 

Nobel Ödülü'nün Yarattığı Tartışma



Aziz Sancar'ın kazandığı Nobel Kimya Ödülü sonrasında özellikle sosyal medyada gelişen sonra klasik medyaya da yansıyan tartışmayı kast etmiyorum. Ama onunla ilgili birkaç söz de söylemek gerek. Aziz Sancar sonuna kadar hak edilmiş ve tüm insanlığa yarar sağlayacak bir ödül kazanmış. Üstelik ülkesiyle övünen bir bilim adamı. Ama bu nitelikler bazılarımıza yetmiyor. Dünyada verilmiş hiçbir ödülün hak edilerek kazanılmadığına inandığımız için hemen altında bir Çapanoğlu arıyoruz. Hele bu ödülü bir Türk vatandaşı kazandıysa kesinlikle bir şike olduğuna, ödül kazanan vatandaşımızın mutlaka bir falsosu olduğuna, vatanı aleyhine çalışmış olabileceğine, "Türk" olmadığına inanıyoruz. Çünkü bir Türk vatandaşının uluslararası önemli bir ödülü hak ederek kazanamayacağına eminiz. Sevinmesini bilmiyoruz, sevinecek bir durum oldu mu da sevinmemek için gerekçe arıyoruz. Bu toplumsal bir aşağılık kompleksi midir, bilemem. Kuşkusuz toplum bilimcilerin, toplum psikolojisi üzerine çalışanların bu tüm toplumu saran ruh haline açıklamaları vardır. Ama Aziz Sancar'ın vatanı, milleti, ırkı ne olursa olsun insanlığa büyük bir hizmette bulunduğu ve ödülü hak ettiği kesin. Kendisini yürekten kutlarım. Ve ülkemizden böyle büyük bir bilim adamı çıktığı için gurur duyuyorum.

"Nobel Ödülü'nün yarattığı tartışma"ya gelirsek. Nobel Edebiyat Ödülü'nü (nedense "Beyaz Rusya" dediğimiz) Belaruslu bir yazar kazandı. Svetlana Aleksiyeviç, gazetecilik eğitimi almış. SSCB'nin dağılması döneminde yaşanan önemli olaylar hakkında yaptığı röportajlarla, belgesel nitelikli kitapları ile tanınmış. Bu faaliyetleri nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalıp, 11 yıl siyasi sürgün olarak yaşamış. En ünlü eseri II. Dünya Savaşı'nda kadınların yaşadıklarını anlattığı, Türkçede "Nazi İşgalinde Sovyet Kadınlar" adıyla yayımlanan kitabı. Kitap 2 milyon satmış, birçok dile çevrilmiş. Aleksiyeviç'in Sovyet-Afgan Savaşı, Çernobil Faciası gibi konularda da kitapları varmış. 21 belgesel filmin de senaryosunu yazmış. Tiyatro eserleri de var.
Ödülün adı "Nobel Edebiyat Ödülü" olduğuna göre Svetlana Aleksiyeviç'in eserlerinde "edebiyat nerede?" diye sorulup kuşkulu bir durum olduğu ima ediliyor. Evet, ilk bakışta Aleksiyeviç bir gazetecidir ve kitapları da birer "röportaj"dır. Edebiyat denilince akla "kurgu", hatta sadece “roman” geldiği için bu düz mantıkla Aleksiyeviç'i "edebiyatçı" sayamayamayız, ona "Nobel Edebiyat Ödülü"nün verilmiş olması yanlış, hatta şaibelidir, deniyor.
Geçtiğimiz aylarda iki büyük ustayı kaybettik. Yaşar Kemal, roman türünün en büyük yazarlarından olmasının yanında röportajın da büyük ustasıydı. Fikret Otyam ise esas olarak "röportajcı"ydı. Yaşar Kemal de Fikret Otyam da sadece gördüklerini yazmakla kalmamış inceledikleri konuları ve yerleri görünenin ötesinde kavramış ve edebiyat diliyle anlatmıştır. Onların röportajları edebi nitelikleriyle onlarca yıldan bugüne kalmıştır ve ilk yayınlandıkları günkü tadla okunurlar. Bir gazete yazısı gibi geçici değil bir edebiyat eseri olarak kalıcıdırlar.
Svetlana Aleksiyeviç'in kitaplarını da bu gözle okumak gerekiyor. Zaten ödül gerekçesinde de bu niteliği vurgulanıyor. Aleksiyeviç'in ödülü aynı zamanda röportajın bir edebi tür olarak taçlandırılması, ödüllendirilmesidir.
14.10.2015

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?