Perşembe, Aralık 24, 2015

 

Kitaptan Suç Aleti Üretemezsiniz



1980’leri yaşayanlar anımsayacaktır. Askeri yönetime göre kitap bir suç aletiydi. Tek televizyon kanalı TRT’nin haberlerinde sürekli silahlar, kitaplar ve daktilolar terör örgütlerinin suç aletleri olarak gösterilirdi. Aradan 35 yıl geçmiş olsa da bir şey değişmemiş.   
Geçen hafta Gaziantep'te PKK'ya bağlı Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi'ne (YDG-H) yönelik operasyonda gözaltına alınanların evlerinde yapılan aramalarda da “suç aleti” olarak kitaplar “ele geçirildi”.
Suç aletleri olarak ele geçirilen kitaplar o kadar çok ki tam listesine ulaşamıyoruz. Haberlerde hep “Operasyon kapsamında gözaltına alınan dört şüphelinin evlerinde yapılan aramada çoğunluğu Abdullah Öcalan'a ait olmak üzere çok sayıda kitap, dergi, broşür ve takvim bulundu” deniyor. Anlaşılan suç delili bulmak amacıyla şüphelilerin evleri basılmış, başka bir şey bulunamayınca 12 Eylül günlerinde olduğu gibi kitaplıklarındaki kitaplar suç aleti olarak toplanmış. 
Haberlerde vurgulanan iki kitap var; Hasan Cemal'in "Delila / Bir Genç Kadın Gerillanın Dağ Günlükleri" ile Tuğçe Tatari'nin "Anneanne, Ben Aslında Diyarbakır'da Değildim". İkisi de defalarca basılmış, on binlerce okura ulaşmış kitaplar. Tepkiler de esas olarak bu kitapların mahkeme kararı ile yasaklanmasına yönelik. Doğru, haklı tepkiler. Ama bence eksik kalıyor ve yanlış izlenim uyandırıyorlar. Çünkü böylece yapılan aramada bulunan “çoğunluğu Abdullah Öcalan'a ait olmak üzere çok sayıda kitap, dergi, broşür ve takvim”in toplanması, yasaklanması normalmiş, bazı kitaplar, dergiler “suç aleti” olabilirmiş gibi bir izlenim doğuyor.
“Çok sayıda kitap, dergi, broşür ve takvim”in neler olduğu hiçbir haberde yazılmadığı için bilemiyoruz ama “çoğunluğu Abdullah Öcalan'a ait olan” kitapların suç aleti olabileceklerine dair kuşkularım var. Abdullah Öcalan 13 Şubat 1999 tarihinde yakalanmış. O zamandan beri, 16 yıldır hapiste. Yazdığı her şey devlet denetiminden geçtikten sonra hapishane dışına çıkabiliyor ve yayımlanıyor. Yayınlandıktan sonra da tüm kitap ve dergilerde olduğu gibi Basın Savcısı’na teslim ediliyor. Basın Savcısı da yayımlanan kitap ya da dergide suç unsuru görürse dava açıyor. Nitekim Abdullah Öcalan’ın devletin denetim ve oluru ile yayımlanan kitaplarına da dava açmış, kitaplar toplatılmıştı. Sonunda dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar varmış ve AİHM Öcalan’ın kitaplarının yasaklanamayacağı kararını vermişti.
3. Yargı Paketi’nin 5 Temmuz 2012’de yürürlüğe giren kanun maddesi ile 453 kitap ile 645 gazete, dergi, broşür ve pankart hakkındaki yasak kalkmıştı. Yayın listesini inceleyen Basın Suçları Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcısı aralarında Öcalan’ın 3 kitabı da bulunan 13 kitap hakkında yasağın kalkmasına itiraz etmiş, mahkeme de itirazı reddetmişti.
Yine iki yıl önce mahkemeler, 1952 yılından beri çeşitli vesilelerle yasaklı ilan edilen yaklaşık 2 bin 300 kitabın yasağının kaldırılmasına karar vermişti.
Yani Öcalan’ın kitapları da “resmen” özgür. Serbestçe satılabilir, alınıp, okunabilir. Zaten de öyle. Bundan tek haberi olmayan sanırım bu kitapları suç aleti sayıp yasaklama kararı alan hakim. Başta AİHM kararları olmak üzere, tüm mahkeme kararlarına bakmasında fayda var.             
Aralarında Hasan Cemal, Tuğçe Tatari ve Abdullah Öcalan’ın kitaplarının yer aldığı bu “suç aletleri” nereden temin edilmiş? Kitapçıdan. Üstelik dün de yayımlanmamışlar. Yıllardır kitapçılarda satılıyorlar. Tuğçe Tatari, Ahmet Davudoğlu, Yalçın Akdoğan ve Bülent Arınç gibi bir çok siyasiye kitap imzaladığını, onların kitaplıklarında da kitabının suç aleti olarak bulunabileceğini söylüyor. Yani, kitaptan suç aleti üretemezsiniz, diyor. 
23.12.2015

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?