Cuma, Şubat 12, 2016

 

“Burası Türkiye’nin Evidir”



Moskova’ya yolu düşen biraz okumuş yazmış, biraz kendini entelektüel hisseden her Türk’ün ilk ziyaret etmek istediği yer Nâzım Hikmet’in mezarıdır. Yazarların, sanatçıların listesinde Nâzım Hikmet’in ömrünün son yıllarını yaşadığı ve hayata veda ettiği evi de vardır.
2011’de Moskova’ya gidişimde benim de aklımda bu iki adres vardı.
Rusya’nın İstanbul Kitap Fuarı’na, Türkiye’nin Moskova Kitap Fuarı’na onur konuklukları söz konusuydu. Fuar çalışmalarının yanında o dönem Uluslararası Kitap Fuarları Organizasyon Komitesi Koordinatörü olan Ümit Yaşar Gözüm’ün hazırladığı Rus edebiyat çevreleri, yayıncı ve yazar örgütleriyle toplantıları içeren yoğun bir programız vardı. Yine de zaman yaratıp Nâzım Hikmet’in Novodeviçi Mezarlığı’ndaki mezarını ziyaret etmeyi denedik ama biz gelmeden beş dakika önce kapılar kapanmıştı.
Nâzım Hikmet’in mezarını fotoğraflardan biliyordum. Mezar taşının görkemi gözümün önündeydi. Evini ise ilkin şiirlerinden öğrenmiş, o küçücük evde sevdiği kadınla yaşayan dev adamı, dar merdivenlerini, avlusunu, avlusundaki çöp kutularını hayal etmiştim. Sanıyorum 80’li yıllarda yayımlanan ve o zamana göre lüks sayabileceğimiz bir baskı ile yayımlanmış bir kitapta da Nâzım Hikmet’in ünlü balıkçı tişörtü ile verdiği pozlarda evinin görüntüleri ile karşılaşmıştım.
Fuarda Türkiye ulusal standını ziyarete gelen gazeteci Suat Taşpınar daha önce varlığını bilmediğimiz Nâzım Hikmet Kütüphanesi’nden söz etti. Kütüphane şehir merkezinin biraz dışında, Nâzım Hikmet’in evinin de bulunduğu mahalledeydi. Biz de İstanbul’a dönmek için havaalanına giderken bu kütüphaneyi ziyaret ettik. 59 Numaralı Nâzım Hikmet Kütüphanesi’ni ziyaretimizin öyküsünü de yazmıştım. Ulitsa Novopesçayana 23/7 adresindeki kütüphane Stalin döneminde yapılmış dev blokların birinin altında yer alıyordu. Küçük, şirin bir halk kütüphanesiydi. Bize rehberlik eden Moskova’da yaşayan dostların verdiği bilgiye göre kütüphanin hemen yakınında da Nâzım Hikmet’in evinin bulunduğu bina yer alıyordu. Evde Vera Tulyakova Hikmet’in kızı Anna Stepanova’nın yaşadığını ve evi annesi gibi onun da Nâzım Hikmet’in yaşadığı haliyle koruduğunu anlattılar. Evi belki ziyaret edebilirdik. Çok istememe rağmen böyle bir ziyaretten rahatsız olacaktım. Zira gidilecek yer halen yaşanan bir evdi. Anna Stepanova arandı. Neyse ki bulunamadı. Apartmanın kapısının önünde, Nâzım Hikmet’in orada yaşadığını belirten büyük şiltin altında fotoğraflar çektirdik. Nâzım Hikmet’in pencereden baktığını, o kaldırımda yürüdüğünü, apartmanların arasındaki parkta dinlendiğini hayal ettim. Binanın geniş kemerli girişine, avluya, çöp kutularına göz attım ama kapı kapalı olduğu için merdivenlere bakma olanağım olmadı.
Arif Keskiner ve M. Melih Güneş’in hazırladıkları “Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrası’nda” (Ocak 2016, Mitos Boyut yay.) adlı kitabı kargo paketinden çıkartıp karıştırmaya başlayınca belleğimde bu anlar canlandı. Hemen okumaya başladım.
“Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrası’nda” kitabı bir projenin parçası. Şişli Belediyesi16 Ocak’ta Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın da yer aldığı Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nin açılışını yaptı. Açılışla aynı gün “Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrası’nda” sergisi de açılmış. Serginin esin kaynağı Vera Tulyakova Hikmet’in 1977 ve 1978 yıllarına ait, Nâzım Hikmet’in fotoğraflarını içeren iki duvar takvimini adeta bir müze ziyaretçi defteri gibi değerlendirip, yıllar boyunca evinde ağırladığı bazı konuklarının imzalamasını, içinden geçenleri kısaca yazmalarını sağlaması olmuş. O duvar takvimlerinden yola çıkarak sergi oluşturulmuş. Sergi 16 Şubat’a kadar sürecek.
“Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrası’nda” kitabında bu takvim sayfalarına bir – iki cümle ile duygularını yazıp imzalarını atan ziyaretçilerin ve çeşitli zamanlarda evi ziyaret etmiş kişilerin birbirlerinden bağımsız olarak anlattıkları ya da kaleme aldıkları anıları yer alıyor. Kitapta Adalet Ağaoğlu, Aziz Nesin, Anna Stepanova, Ara Güler, Arif Keskiner,  Ataol Behramoğlu, Can Dündar, Coşkun Aral, Fatma Girik, Genco Erkal, Hakan Aksay, Hülya Arslan, Orhan Kemal, İlki Güneş Fenercioğlu, İrina Fedyunina,  M. Melih Güneş, Mergül Kotil, Nadyejda Litvinova, Naum Kleyman, Nazar Büyüm, Nebil Özgentürk, Necati Şahin, Nedim Gürsel, Ömer Polat, Şanar Yurdatapan, Türkân Şoray, Uğur Büke, Yavuz Tanyeli, Zeliha Berksoy ve Zeynep Oral’ın yazı ya da söyleşileri bulunuyor.
“Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrası’nda” kitabında anlatılanlardan anlaşılıyor ki Vera Tulyakova Hikmet “Burası Türkiye’nin evidir” düşüncesi ile benzersiz, yaşayan bir müze yaratmış ve kendisi bu müzenin fahri mihmandarı olmuş. Onlarca yıl özel konukları misafir etmiş. Onlara sofralar kurmuş. Nâzım Hikmet’le ilgili anılarını anlatmış, konuklarının da anılarını yad etmelerine vesile olmuş. Müze evi ziyaret edip Vera Hanım’ın konuğu olanlar sadece yazarlar, aydınlar, sanatçılar değil, sizin benim gibi sıradan vatandaşlar da var. Vera Hanım samimiyetine inandığı herkese kapısını açmış.   
Vera Tulyakova Hikmet “Ben kiminle evlendiğimi onu kaybettikten sonra anladım” demiş Genco Erkal’a “Çok gençtim. Kafamda kavak yelleri esiyordu. Arkasında bıraktığı boşluk yıllar geçtikçe daha çok içimi acıtıyor. Keşke filmi geri sarıp, bugünkü kafamla o günleri yeniden yaşayabilseydim.”
Çok genç yaşta sevdiğini, eşini kaybetmiş Vera ama ölene kadar onun anısıyla yaşamakla kalmamış, o anıyı büyük bir saygıyla paylaşmış. Evi olduğu gibi korumuş. Zeliha Berksoy’un sözlerinin altını çizelim; “Nâzım müstesna bir insan, çünkü öleli ne kadar olmuş ve o ev aynen öyle duruyor. Sadece kişisel bir güçle duruyor orası, tamam kapısında bir plaket var, kıymetini bilmişler ama orayı müze olarak yaşatmak; Nâzım zamanında kalmış, her şeyi orada, o şekilde canlı tutmak. O kırmızı koltuk, masa. Bunlar önemli şeyler, yani bu başka bir ahde vefa, başka bir duruş, yani başka bir saygı, sevgi.”
Kitapta çok ilginç anılar, tanıklıklar var. Sadece Nâzım Hikmet’in evi, Vera Tulyakova Hikmet’in olağanüstü misafirperverliği anlatılmıyor. Türkiyeli yazar ve sanatçıların bir dönemine Moskova günleri aracılığıyla tanıklık da edilmiş oluyor. Anlatılanlara gülüyor, üzülüyor, hatta kızıyorsunuz. Kitabı dolduran birbirinden güzel, belge değeri yüksek ve çoğu görülmedik fotoğraflar da cabası...   
11.02.2016

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?