Cuma, Şubat 05, 2016

 

“Çoktan kaybetmiş, tuzağa düşmüştü”


Juan Carlos Onetti Latin Amerika Edebiyatı’nın en önemli adlarından bir sayılıyor. Tüm Latin Amerika merakımıza rağmen 1909 doğumlu Uruguaylı bu yazarın hiçbir eseri şimdiye kadar Türkçeye çevrilmemiş. Türkçede ilk okuduğumuz eseri 1961’de anadilinde yayımlanan, 54 yıl sonra dilimize çevrilen “Tersane” (Aralık 2015, çev. Suna Kılıç, Alef yay.).
Biyografisinden Juan Carlos Onetti’nin tanınırlık konusunda her zaman sıkıntı yaşadığını anlıyoruz. Çocukluk çağlarından beri yazmasına rağmen ilk kitabı “El pozo”yu (Kuyu) geç sayılabilecek bir yaşta 30 yaşındayken 1939’da yayınlatabilmiş. 500 adet basılan kitap sadece bir kitapçıda satışa sunulabilmiş ve yine sadece bazı gazeteci ve yazar arkadaşlarının ilgisini çekmiş. Üstelik tanınmamış biri de değil. Uruguay’ın en önemli haftalık gazetelerinden olduğu belirtilen “Marcha”nın yayın sekreteri, kısa öyküleri ve film eleştirileri de yayınlanıyor. Latin Amerika’da üne kavuşması 1962’de Uruguay Ulusal Edebiyat Ödülü’nü kazanması ile oluyor. Eleştirilerinin ağırlığı nedeniyle “kendini kırbaçlayan kuşak” diye de anılan 1945 Kuşağı’nın önemli temsilcilerinden biri. Üne kavuştuğunda 53 yaşında. Ancak 1980 Cervantes Ödülü’nü kazandıktan sonra Dünya çapında bir tanınırlığa ulaşıyor. 71 yaşında.
“Tersane” Onetti’nin La vida breve” (Basit Bir Hayat, 1950) ile başlayıp “Juntacadáveres” (Ceset Toplayıcı, 1964) ile biten Santa Maria Üçlemesi’nin ikinci kitabı. Juan Carlos Onetti’yi Türkçede yayımlamaya neden bir ara kitaptan başlandığını merak etmemek elde değil. Çünkü üçlemenin ilk kitabı La vida breve” “Modern Latin Amerika romanının, hatta İspanyol dilinde yazılmış bütün edebiyatların kurucu metinlerinden” sayılıyormuş. Bana abartmalı gelen bu nitelemeyi önemsemesek bile La vida breve”nin Onetti’nin yazar olarak tanınmasını sağlayan eseri olduğu biliniyor. Kitabın çevirmeni ya da editörü Onetti çevirilerine neden “Tersane” ile başladıklarını açıklasalar iyi olurmuş. Kitabın sonuna Onetti ve eserleri hakkında uzunca bir makale koyacak kadar ince düşünceli olduklarına göre bu izah da kendilerinden beklenirdi.
“Tersane” Santa Maria Üçlemesi’nin ikinci kitabı ama üçlemenin sadece mekanları ve bazı kahramanları ortak. Konuları birbiri ile bağlantılı olmadığı için ayrı ayrı okunabilecekleri söyleniyor.      
Santa Maria, yazarın yarattığı hayali bir yer. Onetti burayı “Santa María bir romana sahne olan basit bir yer değil, insan ile varoluşunun, kaygılarının, yalnızlığının en temel, en yalın haliyle yüzleştiği mitik bir yerdir” diye anlatıyor. Santa Maria hayali bir yer olsa da Onetti’nin onu belleğinde ayrıntılı olarak kurduğu anlaşılıyor. Şehri parça parça da olsa mekanları, kurumları ve tabii ki halkı ile anlatıyor.
Tersane, Santa Maria’nın hemen yakınında yer alıyor. Romanın ana kahramanı Larsen “Ceset Toplayıcı” adıyla tanınıyor. Beş yıl önce bizzat vali tarafından Santa María'dan kovulduğu bilgisine sahibiz. Ama Onettii ne Larsen’e “Ceset Toplayıcı” adının konmasının nedenini ne de beş yıl önce Santa María'dan neden kovulduğunu anlatıyor.
Beş yıl önceyi hatırlayanlara seyrek saçları, sarkmış göbeğiyle yaşlı ve yorgun görünen Larsen Jeremías Petrus AŞ'ye ait Tersane'nin genel müdürlüğünü üstlenmek üzere kente dönmüştür. İyi bir maaşın yanı sıra Petrus'un güzel kızı Angélica Inés ile evlenip ihtiyarın mirasına konmak, nehir kenarındaki görkemli malikâneye yerleşmek niyetindedir. Hayatı zorluklarla geçmiştir artık rahat ve sakin bir yaşam sürmek niyetindedir. Bu ideallerle gerçeklik tamamen birbirine terstir. Jeremías Petrus AŞ batık durumdadır, tersane de geride kalmış iki yöneticisi ile tamamen terk edilmiş, için için çürüyen bir haldedir.
İdari müdür Gálvez, Gálvez’in karnı burnunda hamile karısı ve teknik müdür Kunz tersanenin tüm halkını oluşturur. Gálvez ve Kunz birikmiş maaşlarını bir gün almayı umarak mesailerini gereksiz bürokratik işler yaparak, günlerini Gálvez’in tersanenin arkasındaki küçük evinde büyük bir yoksulluk içinde içki içip sohbet ederek geçirirler.
Larsen’in evlenmeyi hayal ettiği Petrus'un güzel kızı Angélica Inés aileden kalıtımsal olarak gelen deliliğin pençesindedir ve Larsen’in evlendikten sonra birlikte yaşayacaklarını hayal ettiği nehir kenarındaki için için çürüyen ve sadece dışarıdan bakınca görkemli görünen malikanede bakıcısı ile birlikte yapayalnız yaşamaktadır.
Herkes ihtiyar Jeremías Petrus’un tersanenin tekrar çalışmaya başlamasını sağlayacak sermayeyi bulmasını beklemektedir. Jeremías Petrus, bir tür Godot gibidir. Beklenir ama gelmez. Godot’dan farklı olarak bizzat umutları körükler. Larsen’le görüşmelerinde hep gerekli sermayeyi bulmak üzere olduğunu, bir iki gün bilemedin bir – iki hafta içinde parayı alacağını ve her şeyin yoluna gireceğini söyler ama cebinde kaldığı otelin faturasını bile ödeyecek para yoktur.
Larsen de bu beklenti haline katılır. Üç kişilik tersane ahalisine dördüncü kişi olarak dahil olur. Günlerini tersanenin bürosundaki eski dosyaları karıştırarak geçirir. Sık sık Angélica Inés’in ziyaretine gidip genç kadının gönlünü kazanmaya çalışır.
Juan Carlos Onetti’nin “Tersane” ile alegori yaptığı ve tersanenin halinin Uruguay’ın 1960’lardaki haline benzediği söylenmişse de yazar bu iddiaları şiddetle reddetmiş. Zaten 2016’da Türkçede bu romanı okuyanlar Uruguay’ın siyasi ve toplumsal tarihinden habersiz oldukları için eğer roman öyle nitelik taşıyorsa bile o bakışla romanı okumaları pek mümkün değil. “Tersane”nin çok daha evrensel ve insanın varoluşu ile bağlantılı mesajları var. Romanın okunurluğu ve kalıcılığını da bu özellikleri sağlıyor bence. Gerçekliğin ne kadar göreceli ve değişken olduğundan, insanın hayal ettiği ile gerçekte yaşadığının arasındaki paradokslara varan yorumlar yapmak mümkün olduğu gibi insanı yaşatanın umut olduğunu, gerçek tüm karanlığı ile gözünün önünde olsa bile hayallerle umudunu besleyerek yaşamını sürdürebileceği gibi yorumlar da yapmak mümkün.
Juan Carlos Onetti’nin farklılığı ise kurduğu roman yapısında, anlatım gücünde ve şiirsel - imgesel dilinde ortaya çıkıyor. Onetti’nin kendine has şiirsel anlatımının havasına kapıldığınızda roman su gibi akıp gidiyor, diğer romanlarını merak ediyorsunuz.      
04.02.2016

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?