Cuma, Temmuz 08, 2016

 

Tatile giderken...



“Abibliophobia” okunacak kitabı kalmama korkusuna verilen admış. “Herkese Kitap Vakfı”nın facebook sayfasından öğrendim. Bende de böyle korku vardır. Okunacak kitaplar rafımdaki kitapların sayısı azalmaya başladı mı abibliophobia’ya kapılır kitapçılara koşarım. Bu korku tatilllerde daha da yoğunlaşır. Yanımda götüreceğim kitaplar tatil boyunca yetmez de kitapsız kalırsam diye endişe ederim. Oysa internet kitapçıları var ve iki-üç gün içinde istediğiniz kitaba ulaşmak mümkün. Çok zorda kalırsam da e-kitap okuyabilirim. Ama fobileri her zaman akılla mantıkla izah etmek mümkün değil. Abibliophobia da öyle bir şey. Bu tatil için de yeterince kitap seçemezsem endişesi ile okunacak kitaplar rafıma bakıyorum.
Necati Tosuner’in yeni anlatısı “Çırpınışlar”ın (İş Bankası yay.) anahtar cümlesi “Sen yoksun. Ve ben, bir şeye yaramayı boşu boşuna bekleyen boş posta kutusu gibi tozlanıp duruyorum burada” olmalı. “Çırpınışlar” üstadın yalnız bir adamın gelmeyen/gelmeyecek sevgiliyi beklerken yaşadıklarını, düşündüklerini, anımsadıklarını, umduklarını, özlediklerini roman, öykü, şiir, deneme gibi türleri harmanlayarak anlattığı bir anlatı.
Buket Uzuner’in “Yolda”sı (Everest) ismiyle, anlattığı öykülerle yola çıkacaklar için çok uygun bir kitap. Son zamanlarda adet olduğu üzere yayınevi kitabın önceki baskısını künyede belirtmemiş ama ilk baskı 2009’da çıkmıştı. Honolulu, Hiroşima, Marakeş, Madrid, Berlin, Helsinki, Montreal yolculukları sırasında tanışılan “sıradan insanın sıradışı yol hikâyelerini” anlatıyor Buket Uzuner.
Kemal Selçuk öykü ve romanlarını izlediğim bir yazar. 2008 yılından beri yeni kitabı çıkmamıştı. “Cemiyet Kaçkını” (İletişim yay.) sekiz yıl sonra gelmiş. Günümüzün hızlı yaşamında uzunca bir süre. Kemal Selçuk “Cemiyet Kaçkını”nda Bursa’da yaşayan Oğuz ile Kerim adlı iki yakın arkadaşın öykülerini anlatıyor. Oğuz edebiyatta gelecek vaad eden, öyküleri yerel de olsa dergilerde yayımlanan şehirli bir genç. Kerim köyden kente gelmiş, okuma ve yazmada hevesli biri. Bir de Makbule var. Genç, güzel, okumayı seven, yazmaya hevesli... Aşk üçgeni hızla kuruluyor. Sorun Oğuz ile Kerim’den hangisinin aşkta ve edebiyatta başarılı olacağı. Kibir mi kazanacak azim mi?         
Melida Tüzünoğlu “Cimri Cömert”te (April yay.) kahramanı Simge’nin sosyal medya üzerinden samimi olduğu iki erkekle tanıştıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. “Bir tarafta cebinde akrep sürüsüyle yaşamaya alışmış, gramaj hesabıyla peynir yiyen Moris, öte yanda etrafa banknotlar saçan, şampanyaları toprağa döken Mert” var. Cimri ve cömert arasında kalan Simge hangisini tercih edecek? Melida Tüzünoğlu, neşeli, ironik anlatımı, absürte varan ama günümüz gerçekliğine sıkıca bağlı anlatımı ile bu sorunun cevabını arıyor roman boyunca.
“Beni Beklerken” (On8 yay.) Sibel Oral’ın ilk romanı. İlk kez 2006 yılında basılmış. On yıl sonra tamamen gözden geçirilmiş, yenilenmiş baskısıyla okur karşısında. Bir ilk gençlik romanı. Sibel Oral da kitabı çok gençken yazmış. Özlem ve Duygu farklı aile yapılarından gelen, belki de bu nedenle yolları farklı yerlere varacak olan iki genç kız ama birçok noktada birbirlerini tamamlıyorlar. Sibel Oral genç kızların kendi başlarına atacakları ilk adımlarda karşılaşacaklarını gençliğin melankolisi, hayatın gerçekliği ile kararak anlatmış.
Tatillerde polisiye roman okumayı severim. Tatilin verdiği rahatlıkla kesintisiz, romana kendini kaptırarak okuma olanağı vardır. Eğer katili yazar söylemeden bulmak istiyorsanız polisiye romanlar da biraz dikkat gerektirir o da tatilde mümkün.
Elçin Poyrazlar’ın “Kara Muska”sının (Kırmızı Kedi yay.) arka kapağında günceli edebiyatta, polisiyede arayanlar için çağırıcı bir cümle var: “Burası senin geride bıraktığın ülke değil artık. İki yaka arasında sıkışmış, kafası karışık bir Ortadoğu ülkesiyiz”. “Amerika, Ortadoğu ve Türkiye üçgeninde oynanan oyunları canı pahasına ortaya çıkaran gazeteci Selin Uygar, memleketine geri döndüğünde bambaşka bir Türkiye’yle karşılaşmıştır. Bombaların patladığı, cihatçıların ve militanların cirit attığı bir kaos ortamı hâkimdir ülkeye. İstanbul Emniyet Müdürü Ünsal Yüksel’in vahşi bir cinayete kurban gitmesi işleri daha da karıştırır” diye devam ediyor tanıtım. İlginç bir konu. Elçin Poyrazlar’ı da ilk kitabı “Gazetecinin Ölümü”nden tanıyor, iyi eleştiriler aldığını biliyorum.        
Kurt Vonnegut favori yazarlarımdandır. Yayınlanmış hemen hiçbir eserini kaçırmamaya çalışırım. Hatta yeni baskılarını da okurum. Can Yayınları’ndan bugünlerde çıkan “Galapagos”, “Maymun Evine Hoş Geldiniz” ve “Kör Nişancı” okunacaklar rafımda. Tatile giderken “Kurt Vonnegut’ın daha önce hiç yayımlanmamış yeni kitabı” diye tanıtılan “Enayinin Portföyü”nü (Nora Kitap) alıyorum yanıma. Kitapta altı öykü ve bir makale yer alıyor.
John Wyndham’ın en önemli kitaplarından biri olarak tanıtılıyor “Triffidlerin Günü” (Delidolu yay.). “Kıyamet sonrası bilimkurgu” diye bir tür varmış, roman bu türe giriyormuş. İnsanoğlunun hırsının ve açgözlülüğün bir sonucu olarak doğanın başkaldırışını ve triffidler adı verilen bir bitki türünün dünyayı ele geçirişi sonrası yaşananları anlatıyormuş Wyndham. Sorun tabii ki insanoğlunun doğa karşısındaki tutumu, cinsiyet ve sınıf ayrımı ve uygarlık gibi konular da bu vesile ile tartışmaya açılıyor.
Yevgeniy Panteleyeviç Dubrovin, bir zamanların 5-6 milyon tirajlı, Dünyanın en çok satan mizah dergisi ünvanlı Krokodil’in önce yazarı sonra yayın yönetmeni olmuş. Dubrovin savaş sonrası yıllarda ülkenin perişanlığı ve insanların endişeleri, kişilik gelişimindeki zorluklar, doğayı koruma ve insanlık değerlerinin savunulması, ahlâksal değerlerin değişimi ele alıyormuş. “Asfattaki Mantarlar” (Evrensel yay.) bir mizah romanı. Mizahın klasik formu öyküdür. Romanda tempoyu, ilgiyi hep canlı tutmak pek kolay değildir. Merakla okuyacağım.
Yola şiirsiz çıkılmaz. Adnan Özer’in uzun bir aradan sonra çıkan yeni kitabı “her yere gidilebilir ki onlar hiçbir yerlerdir” dediği “Yol Şarkıları” (Everest yay.) ismiyle de yol arkadaşlığına uygun bir kitap. Gökçenur Ç’nin “öyküsü olan şeyler yazdım öyküsünü anlatmadan” diye tanımladığı şiirlerinin son cildi “Issız İncir Ağacı” (Yitik Ülke yay.) haikulardan upanişadlar’a uzanan bir yolculuk vaad ediyor. Deniz Durukan uzun soluklu Bay Pitt şiirlerini nihayet kitaplaştırdı. Ama kitaba adından başlayarak “Dokuz Katlı Sıdıka” (Mylos Kitap) ağırlığını koymuş. Emel İrtem “Kağıttan Kapılar”da (Artshop yay.) şiirlerinden seçmeler yapmış. İlk kitabı 1993’de çıktığına göre 23 yıllık bir birikimden süzülenleri okuyacağız. 1980 sonrası yayımlanan kitaplarıyla tanıdığımız Hicri İzgören de 40 yıllık birikimini “Aşktan Alır Rengini” (Avesta yay.) adını verdiği toplu şiirlerinde biraraya getirmiş.  
Bol kitaplı bir tatil diliyorum... 
07.07.2016

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?