Cuma, Ağustos 05, 2016

 

“Sırılsıklam âşık olmuştum ve her şey mümkündü”



Karl Ove Knausgaard’ın Kavgam’ının ilk cildi tüm Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de büyük bir heyecanla karşılandı. İyi bir kampanyayla tanıtılan, çok konuşulacak, çok satın alınacak bir kitap sunuluyordu. Kitaba özel bir web sitesi bile hazırlanmıştı. Kapağının en üstünde, Türk okurun çok etkilendiği düşünülen “New York Times Bestseller” ibaresi büyük harflerle yazılmıştı. “New York Times”ın haftalık kitap ekinde yer alan çoksatarlar listesinden kaç Türk okur haberdardır bilmiyorum ama bu ibare çoksatarlar meraklısı okur için bir işaret gibi.
Kitabın bu şekilde sunulması ciddiyetiyle tanınan Monokl Yayınları’na yakıştırılmasa da bir kitabın çok satmasını istiyorsanız yapılması gerekenlerden. Hiç değilse Monokl birçokları gibi yalan söylemiyor, Knausgaard’ın Kavgam’ı tüm Dünya’da çok sattı ve “New York Times Bestseller” listesinde yer aldı. Üstelik ABD gibi çok az çeviri kitap basılan, çeviri kitapların hemen hiç okunmadığı, dolayısıyla çevirilerin çoksatan listelerine giremediği bir ülkede. Sonra da onlarca dile çevrildi.
Çok satan, çok konuşulan kitaplara karşı çekingenimdir. Haklarında o kadar çok yazılır ki sanki daha okumadan tüketilmiş hissi verirler bana. Knausgaard’ın Kavgam’ının ilk cildini bu nedenle okumadım.
Çoksatar yazarları ve yayıncıları kalın kitapları severler. Bir kitap ne kadar kalın olursa o kadar yüksek fiyatla satılabilir ve de telifi de, kârı da yüksek olur diye düşünürler. Diğer yanda da okur zamansızlıktan, kalın kitaba ayıracak vakti olmadığından şikayet eder. Nasrettin Hoca’nın deyişi ile iki taraf da haklıdır. Ben de kitapların kısa ve öz olmasından yanayım. Yoğun hayat temposunda kalın kitaplara vakit ayıramıyorum. Onlar için bol ve kesintisiz vakit gerektiğini düşünüyorum. Çok istememe rağmen Marcel Proust’un 7 ciltlik Kayıp Zamanın İzindesi’ni (Yapı Kredi yay.) satın almamdan ancak yıllar sonra üç günlük zorunlu bir kar tatilinde okumuştum.
Knausgaard’ın iyi bir yazar, Kavgam’ının da “bestseller” yaftasına rağmen iyi bir roman olabileceğini düşünüyordum. İkinci cildin Türk okurun çok cildli kitaplarda hep yaptığı gibi daha sakin karşılandığını, çoksatar listelerine girmediğini, girdiyse de çok kalamadığını görünce bir tane edindim ve tatilimi onunla değerlendirdim. İyi de etmişim.
3600 sayfa yazmak kolay bir şey değil. Anlattığınız kendi yaşam öykünüz de olsa... Üstelik 40 yıllık, kendinize bile pek ilginç ve heyecan verici gelmeyen bir yaşamınız varsa. Her gününüzü en ince ayrıntısına kadar anlatsanız bile binlerce sayfa yazamazsınız. Başta kendiniz sıkılırsınız, okuyucu da birkaç sayfa sonra kaldırıp atar.
Knausgaard söylenildiği gibi yaşamını en küçük ayrıntısına kadar anlatmıyor. Anlatsa ve okutabilse ilginç olurdu ama o sadece belli bölümleri bazen fazlaca uzatarak, bu kadar ayrıntıya girmeye gerek var mıydı dedirtecek şekilde anlatıyor. Ama monotonluğa düşmüyor.
İlk iki cilt yaşamını kronolojik olarak izleyip çocukluk, gençlik, yetişkinlik çağlarını anlatıyor gibi görünse de aslında yaşamında yer alan olguları, kavramları ele alarak yazıyor Knausgaard.                
“İlk cilt ölümle başa çıkma kavgası ise, ikinci cilt olan “Âşık Bir Adam” ise hayatla başa çıkma kavgasıdır” demiş Knausgaard. Ben ikinci ciltten başladım. İlk ciltte neler anlatıyor bilemiyorum ama okurken ilk cildi alıp bakma gereği duymadım.
Romanın yazar-anlatıcı kahramanı Karl Ove derin bir iç sıkıntısı ve yalnızlık gereksinimi ile ailesini, arkadaşlarını, ilişkilerini ve çok sevdiğini söylediği karısını ani bir kararla bırakıp Bergen'i ve de memleketi Norveç’i terk eder.  Elinde bavulları kendini Stockholm'de bulur. Bu şehir uzun zamandır görüşmediği entelektüel arkadaşı Geir'in dışında hemen hiç tanıdığı olmadığı, dil farkından dolayı yabancı olarak davranılan bir yerdir. Karl Ove’un aradığı da budur; kalabalıklar içinde tamamen yalnız kalmak.  
Ama biz onu bir çocuk arabasını iterken, kucağında ve yanında diğer iki çocukla birlikte, elinde torbalar eve doğru koştururken tanırız. Üç çocuk babasıdır. Sahne sanatları eğitimi alan eşine söz verdiği için yazarlık faliyetine ara vermiş çocuklara bakmaktadır. Bu durumdan da fena halde bunalmıştır. Kurtulmak için çevredeki tanıdık ya da tanımadık tüm kadınların gözlerinde çakacak çağrı işaretini görmeye çalışmaktadır.
Knausgaard, bir gece sohbeti uzatıp geç kaldığı için karısından azar işiteceği korkusuyla eve doğru koştururken büyük bir geriye dönüşle bu duruma ve ruh haline nasıl geldiğini anlatmaya başlar. Bu geriye dönüş yaklaşık 500 sayfa sürecek, sonra kaldığımız yere bağlanacaktır.  
Bergen’i karısı dahil her şeyi terk edip yalnız kalmak için terk etmiştir ama gönlü yeni bir aşka kapalı değildir. Anlatımda geriye dönüş içinde bir geriye dönüş daha yapıp yıllar önce bir yazarlık atölyesinde tanıştığı ve çekingenliği nedeniyle ilişki kuramadığı Linda'yı hatırlar. Linda’yla Stockholm’de tekrar karşılaştıklarında bu anıları canlanır. Yıllardır bir türlü yazmaya başlayamadığı ikinci romanını salim kafayla yazmak istemesine rağmen Linda’nın kendisine ilgisini görünce onunla bağlantı kurup, görüşmeye başlar. 
Linda’yla birlikte yaşamaya başlarlar. Linda hamile kalır, Karl Ove da bir çocukları olsun istemektedir. Linda okulunu engelleyeceği düşüncesiyle çocuğu doğurmak istemeyince de bebeğin bakımını ve tüm ev işlerini üstlenmek vaadiyle ikna eder. “Bir çocuk kendini yalnız hisseder, iki çocuk birbiriyle arkadaşlık eder, en iyisi üç çocuk” düşüncesiyle önce Vanja, ardından Heidi, sonra da John aileye katılır.    
“Âşık Bir Adam” (Haziran 2016, çev. Esra Tüzel, Haydar Şahin, Monokl yay.) adına uygun olarak yazar kahramanı Karl Ove’un nasıl sırılsıklam âşık olduğunu ayrıntılı olarak anlatıyor ama onunla yetinmiyor, bu aşk halinin birarada yaşamaya, evliliğe dönüşmesini, çocuklarla birlikte kalabalıklaşan ailede yaşananları, alternatif ana okulunu, veli toplantılarını, kavgacı komşuları ve arkadaşlarla ilişkileri de anlatıyor.
Bir yanda da Karl Ove’un ev erkeği olmanın yanısıra yazarlığını da yürütme çabaları var. Her şeyden önce yazmak gelir diye düşünse de her zaman yazarlığını ilk sıraya koymayı başaramıyor. Cümleyi, paragrafı yarım bırakıp çocuğun altını değiştirmeye koşuyor. 
“Âşık Bir Adam” bunlardan ibaret değil bir de yazar kahramanın düşünsel gelişimi, tartışmaları var. Başta Geir’le sohbetlerinde olmak üzere sık sık insan olmak, aşk, yalnızlık, aile, gündelik hayat gibi birçok kavramı, edebi konuları, yazarları, eserleri tartışıyor, düşüncelerini paylaşıyor.
Karl Ove Knausgaard iyi bir anlatıcı, “Âşık Bir Adam” da havasına girmeyi başarırsanız hem işlediği konular hem de tartışmaya açtığı sorunlarla iyi bir roman.

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?