Cuma, Ekim 07, 2016

 

“Hepimiz nihayetinde bir hatıradan ibaretiz”



“Bir gün, hoca efendi bir kitapta ‘Maymun fuhşa âlet olur’ diye bir bend okumuş, asabiyetinden ateş kesilmişti; hemen arkasına binlerce insan toplayarak Azapkapısı çarşısına gitmiş, maymuncu dükkânlarını basmış, ne kadar maymun varsa yakalatıp biçare hayvanları oradaki ağaçlara astırarak idam ettirmişti.” Reşat Ekrem Koçu’dan yapılan bu alıntı aynı zamanda İsmail Güzelsoy’un Gölge’sinin esin kaynağı, başlangıç noktası oluyor.
Reşat Ekrem Koçu “Maymun fuhşa alet olur” diye hayvanları astırarak idam ettiren “Maymunkeş” Abdülkerim Efendi’den Tarihimizde Garip Vakalar adlı kitabından söz eder.
Sunay Akın şöyle anlatıyor: “Halk arasında yaygınlaşan maymun sevgisine düşman olan, III. Murat'ın imamı ve sonradan Rumeli Kazaskeri görevine atanan Molla Abdülkerim Efendi'dir. Nefretinden dolayı 'Maymunkeş imam' olarak anılan Abdülkerim Efendi zamanında, İstanbul'da neredeyse dallarına bir maymun asılmayan ağaç kalmamıştır. İri yapılı maymunlar için özel idam sehpaları bile hazırlatan Maymunkeş imam, atıyla İstanbul'u gezmekte, zavallı hayvanların iplerini bizzat kendi elleriyle çekmekteydi.” (İnsanlar Cehennemi, Sabah 18 Mart 2007).
Bu toplu katliamdan kurtulabilen az sayıda maymundan biri de Leylifer’dir. İstanbul’un biraz dışında bir dağ başında ağlama seslerini duyup onu bulan ancak romanın sonunda ismini öğreneceğimiz Gölge’nin (Eylül 2016, Doğan kit.) anlatıcı kahramanı da maymuna benzer hallerdedir. “Surdibi’nde bostanların kenarında, bir vadinin ağzında, tek göz bir kulübede, yan yana bağlanmış üç halatın üstünde büyüdüm” diye anlatmaya başlar. Önceki romanlarından İsmail Güzelsoy’un geniş imgelemini, fantezi dünyasını bilenler için romanın anlatıcısının bir maymun olması hiç şaşırtıcı değildir. Oysa kahramanımızın yerden üç karış havada yaşamasının nedeni ona babalık eden Kahkah’ın bir yanlış anlamasından kaynaklanmaktadır. Bunu ve yanlış anlamanın nedenini de yine romanın sonunda öğreniriz.
Kahkah Ramazan’da mahya yapımında çalıştığını söylese de eve geldiği nadir zamanlarda tek uğraşı şarap içip hileli zar yapmaya çalışmaktır. Kusursuz bir cıvalı zar yapıp sürekli 7 atarak masaya konulan tüm parayı kazanmak amacındadır. Ama bir türlü beceremez.
Kahkah’ın ne kadarı doğru ne kadarı uydurma olduğu anlaşılamayan anlatımlarından dönemin kumar alemlerini, ünlü kumarcılarını tanırız. 1800’lerin sonudur.
Kendisine söylenenleri hiç anlamayan, hiç konuşmayan, bir iskemlenin üzerinde yaşayan ve sadece elma ile beslenen Kahkah’ın dedesi Ab’âb evin diğer sakinidir. Kahramanımızın ev dışında hiç hayatı olmamıştır. Leylifer onun için can şenliği olur. Aralarında çok derin bir dostluk oluşur. Rüyalarda konuşup dertleşirler. Halat üzerinde yaşayan iki dost zaman geçirmek için birlikte canbazlık hareketleri yaparlar. Canbazlıktaki maharetlerini keşfeden Kahkah, bu mahareti paraya çevrimeye karar verince iki arkadaş kendilerini Direklerarası’nda Kör Aşil Efendi’nin tiyatrosunda bulurlar.
Günümüzdeki Vezneciler Caddesi'nin başı ile Şehzadebaşı Camisi arasında kalan yere, caddenin kenarındaki binaların biçimi nedeniyle Direklerarası adı verilmiştir ve özellikle 1880’lerden başlayarak Ramazan aylarında burası İstanbul’un eğlence merkezi olur. İlk tiyatrolar, ilk sinema gösterimleri burada gerçekleştirilir. Çayhane, kahvehane, kıraathane ve tiyatrolarda çok sayıda meddah da sahne alır. Kör Aşil Efendi de bir meddahtır ve İsmail Güzelsoy’un “Fennî Sihirler” serisinin ilk kitabı “Değmez”’in (2015, Doğan kit.) kahramanı Değil Efendi de çıraklığını yapmaktadır. Değmez’in baş kahramanı Değil Efendi bu romanda yan bir karakter olarak görünse de kahramanımızın en iyi arkadaşı ve akıl hocası olarak anahtar bir rol oynayacaktır.   
Kahkah gerçekten de bir mahya ekibinde çalışmaktadır ve mahyacılar arasında rekabette öne geçmek için kahramanımızı ve Leylifer’i mahyaya çıkarıp Padişah’ın bile gizlice izleyip etkileneceği bir gösteri yapmalarını sağlar.
İsmail Güzelsoy roman için meddah anlatımını tercih etmiş. Bir meddah nasıl gerçekle hayali harman eder, öyküsünü masallar, destanlar, menkıbelerle çeşitlendirirse Gölge de aynı tadı taşıyor. Gerek meddahlık ve Direklerarası, gerekse mahyacılık böyle ballandırılarak anlatılıyor. Müslüman kadınların tiyatro sahnesine çıkamaması, kadın kılığında oyuncular kullanılması gibi ayrıntılarda birçok tarihi bilgiyi aynı tatlılıkla öğreniyoruz ve bu olgular romanda işlevler de yükleniyor. Ama roman hiçbir zaman didaktik bir nitelik kazanmıyor ve ansiklopedik hal almıyor.
Ömer Türkeş’in benzetmesiyle “Osmanlı’nın Frankeinstein’ı” denilebilecek Akif Efendi isimli bir hekimin bu gösteriden haberdar olup kahramanımızı ve Leylifer’i yanına alması ile roman yeni bir boyut kazanıyor. Akif Efendi ölümsüzlüğün sırlarını içeren bir kitabın peşindedir ve bu amaçla saray müneccimlerinden birinin güç kazanmasına yardımcı olur. Yapılan çeşitli hilelerde kahramanımızın ve Leylifer’in canbazlıklarına ihtiyaç duyulmaktadır. Onlar münnecimin kehanetlerinin gerçekleşmesini sağlarken biz de saray müneccimlerinin dünyasına dalıyoruz.
Aşksız roman olmaz derler. Kahramanımız bu arada ilk aşkını yaşıyor, kara sevdaya tutuluyor. Bu imkansız aşk da romanı iyice renklendiriyor. İmkansız aşkın peşinde şehrin yeni kurulmakta olan semtlerinden Şişli’yi, nişantaşı’nı tanıyor. Yeni zenginlerin, modernleşen Osmanlı’nın dünyasına giriyoruz.
İsmail Güzelsoy velud bir yazar. 2000’den bu yana 10 romanı yayımlandı. İlk romanı Kitab-ı Mukadder’den (2000, İletişim yay.) beri de aşk, macera, polisiye, gizemi, bir romanda olabilecek tüm konularla ustalıkla kararak gerçekçilikle fantastik arasında gidip gelen, tarihi atmosferde güncel konuları da işlediği romanlarıyla yakından izlediğim bir yazar oldu. 2016’nın en iyi romanlarından Gölge’yi de büyük bir merakla ve edebi tad alarak okudum. Tavsiye ederim.    
06.10.2016   

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?