Perşembe, Aralık 29, 2016

 

2016’da Dünya Edebiyatı’nın ilk 11’i



Çok yorucu, sıkıcı, ölümlerle, hüzünlerle dolu bir yıl geçirdik. İçerideki ve dışarıdaki savaş ortamının kültür endüstrisine olmusuz etki yapacağı, insanların can derdiyle uğraşırken sinemayla, tiyatroyla, konserle, kitapla, edebiyatla ilgilenmeyeceği düşünülür. Diğer sanat dallarında neler yaşandı bilemiyoruz. Rakamlar, bilançolar yakında çıkar ama verilerden yayıncılık sektörünün hız kesmediği anlaşılıyor. 2016’nın ilk onbir ayında 379.763.522 adet kitap yayımladı. Geçen yılın aynı döneminde bu rakam 359.660.901 adetti. Yılın ilk onbir ayındaki kitap üretimi önceki yılın aynı dönemine göre % 6 artış göstermiş. 
2016’da 60 bine yakın yeni kitap yayınlandı. Bunların yüzde 19’u edebiyat eserleri. Yani 11 bine yakın yeni edebiyat eseri yayımlanmış geçen yıl.
On binden fazla edebiyat eseri yayımlanıyor ama iyi bir okurun yılda okuyabileceği kitap sayısı 50’yi geçmez. Ben de 2016’da yarıda bıraktıklarım hariç 145 kitap okumuşum. Bunlardan 50 - 60’ı hakkında da yazmışım. Yıl sonu değerlendirmeleri yaparken okuduğum kitaplardan yola çıkıyorum. Yani değerlendirmelerim okuduğumla sınırlı ve öznel. Iskaladığım, okuma fırsatı bulamadığım birçok değerli kitap olduğunu biliyorum. Bu yıl özellikle Dünya edebiyatından birçok önemli eser yayımlandı. Okuyamadığıma hayıflandığım bir çok eser oldu.
Küçük bir açıklama da yapmam gerekiyor. “Dünya Edebiyatı’nın ilk 11’i”, “Türk Edebiyatı’nın ilk 11’i”  derken bir sıralama yapmıyorum. Yani birinci sırada sözünü ettiğim eser o yıl en beğendiğim kitap değil. Sözünü ettiklerimin hepsini beğeniyorum. Üstelik bir romanla öykünün, şiirle inceleme kitabının karşılaştırılamayacağı bir gerçek. “İlk 11” bir futbol takımının sahaya çıkan ilk on biri gibi. Hepsi birbirinden değerli.      
2016’da yayımlanan çeviri kitaplardan seçtiğim ilk 11 şöyle;
1. Finnegan Uyanması, James Joyce (çev. Fuat Sevimay, Sel yay.): James Joyce’un “çevrilemez” denilen eseri. 17 yıllık bir emekle, Türkçe dahil kırk dil harmanlanarak yazılmış. Yazılma sürecinde hem dili hem de anlatımı ile tartışılmaya başlanmış, halen de tartışılan, anlaşılmaya çalışılan bir eser. Çok az dile çevrilebilmiş. Şimdi bu dillere Türkçe de katıldı. Bu başyapıtı her edebiyat meraklısının edinmesi gerektiğini düşünüyorum.
2.  Dostoyevski Çağının Yazarı, Joseph Frank (çev. Ülker İnce, Everest yay.): Joseph Frank’ın bu dev eseri herhangi bir dilde Dostoyevski üzerine yazılmış biyografilerin en iyisi ve yüzyılın en büyük yazar biyografilerinden biri olarak nitelendiriliyor. Joseph Frank, tüm akademik kariyerini Dostoyevski’ye adamış. Dostoyevski’nin yapıtlarını yaşamöyküsel, tarihsel, ama en önemlisi ideolojik bağlamı içerisinde ele alıyor. Usta çevirmen Ülker İnce de büyük bir emek vermiş.
3. Çizgiyi Aşmak, D.H. Lawrence (çev. Aslı Biçen, Metis yay.): Lawrence’in yayımlanmış ikinci romanı. 26 yaşındayken yazmış. klasik bir aşk üçgenini anlatıyor. Evli ve çocuklu bir müzisyen kendinden yaşça küçük öğrencisine âşık olur. Genç kız da öğretmeninin aşkına karşılık verir. Lawrence sıradan görünen bir konuyu ruh çözümlemeleri ve betimlemelerle büyük bir ustalıkla anlatıyor. Anlatımına hayran kalmamak elde değil.
4. Yetenek, Vlabimir Nabokov (çev. Sabri Gürses, İletişim yay.): Nabokov’un, ana dilinde, Ruşça yazdığı son romanı. Göçmen bir yazarın kendini ve aşkı bulma sürecini anlatırken ülkesi ve anadili ile de hesaplaşması ve vedalaşması da gerçekleşiyor. Yazarlık, roman yazma süreci gibi yönleri de var eserin. Şiir, eleştiri, biyografi gibi farklı edebi türleri de harmanlamış.
5. Deniz Deniz, Iris Murdoch (çev. Nuray Önoğlu, Ayrıntı yay.): Deniz kıyısında bir evde inzivaya çekilmeye karar vermiş, yaşlanmakta olan ünlü bir tiyatrocunun “sükûnet içinde hatırlamak” amacıyla yazmaya koyulması kaçınılmaz olarak geçmişiyle, kendiyle hesaplaşmasını gerektirir. Yaşadıklarının ne kadarı gerçektir ne kadarı rolden ibarettir? Bu hesaplaşma geleceğini de belrileyecektir.
6. Tersane, Juan Carlos Onetti (çev. Suna Kılıç, Alef yay.): Onetti Latin Amerika Edebiyatı’nın en önemli adlarından. Türkçede ilk okuduğumuz eseri 1961’de anadilinde yayımlanan, 54 yıl sonra dilimize çevrilen “Tersane”. İflas etmiş bir tersanenin son günlerinde yaşananlar insanın varoluşu ile bağlantılı mesajlarla evrensel bir hale geliyor. Juan Carlos Onetti’nin farklılığı ise kurduğu roman yapısında, anlatım gücünde ve şiirsel - imgesel dilinde ortaya çıkıyor.
7. Felice’ye Mektuplar, Franz Kafka (çev. Çağlar Tanyeri, Murat Sözen, Turgay Kurultay, İş Bankası yay.); Kafka çağımızın en çok okunan, kitapları en çok çevrilen yazarlarından. Birçok eseri Türkçeye defalarca çevrilmiş ama bazı kitapları da nedense tam olarak çevrilmemiş. Felice’ye Mektuplar bunlardan biri. Bu yeni çeviri ile ilk defa tam olarak okuma şansına ulaşıyoruz. Nişanlısı Felice ile mektuplaşmaları Kafka’nın en verimli dönemine ve eserlerine de ışık tutuyor.
8. Bu Şiirin Bitmesini İstemiyorum, Mahmud Derviş (çev. Mehmet Hakkı Suçin, Yapı Kredi yay.): Mahmud Derviş Dünya şiirinin en önemli ustalarından. Filistin’in ve bölgesinin sorunlarının Dünya’yı belirlediği bilinciyle günlük yaşamın sıcaklığından kalıcı, evrensel şiirler yazmış. Kitapta bu büyük şairin ölümünden sonra bulunan şiirleri derlenmiş.
9. Dublinesk, Enrique Vila-Matas (çev. Pınar Aslan, İthaki yay.): Çağdaş İspanyol edebiyatının en önemli yazarlarından sayısa da Vila-Matas’ı biz sadece Bartelby ve Şürekası ile tanıyoruz. Dublinesk’te eski bir edebiyat editörü James Joyce’un ve Ulysses’in izini sürerken basılı kitap döneminin kapanışını dijital çağın başlangıcını resmen ilan edecektir. Postmodern bir başyapıt. Çevirisi ve redaksiyonu eleştirilse de okunmaya değer.
10. Ordular, Evelio Rosero (çev. Süleyman Doğru, Can yay.): Yıllardır süren bir içsavaşın o ülkenin vatandaşlarına nasıl yansıdığını anlatan bir roman. Bugünlerde yaşadıklarımızla, ruh halimizle birçok koşutluklar kurmak mümkün. Rosero çatışmanın ortasında hayatta kalmaya çalışan vatandaşın neler yaşadığını, ruh halini lafı uzatmadan, ustalıkla anlatmış.
11. Georges Simenon Türkiye’de (der. Cem İleri, çev. Elodie Eda M. Evcil, Selahattin Bağdatlı, Everest yay.): Georges Simenon, 1933’de Türkiye’yi ziyaret eder. Büyükada’da sürgün hayatı yaşayan Troçki ile röportaj yapar. İstanbul’u ve Türkiye’nin çeşitli yerlerini gezer. Bu ziyaretten geriye Karşı Penceredeki İnsanlar ve Avrenos’un Müşterileri adlı iki roman, fotoğraflar, öyküler ve röportajlar kalacaktır.  29.12.16

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?