Pazartesi, Ocak 16, 2017

 

“Belki de bir rüyadır”




Ev kadını Yonğhe, kendisi kadar sıradan biri olan memur kocası ile birlikte normal bir yaşam sürerken gördüğü rüyaların ardından vejeteryan olmaya karar verir. İlk iş olarak evdeki et, balık ve hayvani ürünleri atar. Bu aynı zamanda evdeki yaşamın da altüst olması demektir. Yonğhe, sadece et yememek ve eve bu tür gıdalar sokmamakla yetinmez kişilik olarak da değişir. Gündelik hayatla, insanlarla ilişkisini keser. Kocası, işyerine ilk kez ütüsüz bir gömlekle gitmek zorunda kaldığında artık evde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlar.
Vejeteryan’ın yazarı Han Kang Güney Koreli. 1970’de Gwangju'da doğmuş. 10 yaşındayken, Seul'e taşınmışlar. Yonsei Üniversitesi'nde Kore edebiyatı okumuş. Annesi ve kardeşi de yazar. Yazarlığa şiirle başlamış. 1993’de şiirleri, daha sonra da öyküleri yayımlanmış. Öyküleri ile çeşitli ödüller kazanmış. İlk kitabı 1995’de çıkmış. Beşi roman altı kitabı var. 2013 yazından beri Seul Sanat Enstitüsü’nde yaratıcı yaratıcı yazarlık dersleri veriyor ve şu anda altıncı romanı üzerinde çalışıyor.
Vejeteryan 2007’de Kore’de yayımlanmış. 20 binin üzerinde satmış. Sinemaya uyarlanmış. Dokuz dile çevrilmiş. İngilizce’de yayımlanan ikinci romanı. Kitap 2015’de İngiltere’de, 2016’da ABD’de çıkmış. NYTimes Book Review 2016’nın en iyi on kitabından biri olarak seçmiş. 
Han Kang Vejeteryan’la İngilizce çevirisi yapılmış eserlere verilen Man Booker Uluslararası Ödülü’nü Orhan Pamuk, Elena Ferrante, Robert Seethaler ve Jose Eduardo Agualusa ile yarışıp kazandı. Han Khang’a ödül veren jüride Elif Shafak (Şafak) da yer alıyordu. Ödül haberinden sonra Elif Şafak’ın oyunu Orhan Pamuk’a mı yoksa Han Khang’a mı verdiği de merak edilmişti.  
Han Kang’ın Vejeteryan’ı (Ocak 2017, çev. Göksel Türközü, April yay.) yazış öyküsü de ilginç. Roman Kang’ın 1997’de yayınlanan “Kadının Meyvesi” adlı kısa öyküsünden kaynaklanıyor. Bu öyküden yola çıkarak 2002 ile 2005 arasında üç öykü kaleme almış ve bunları farklı zamanlarda dergilerde yayımlamış. Bu üç öykü “Vejeteryan”, “Moğol Lekesi” ve “Alev Ağacı” romanın bölümleri olmuşlar. Khang kitabın sonundaki teşekkür bölümünde “her biri farklı hikayeler gibi görünse de birleştirildiğinde tamamen farklı, gerçekten anlatmak istediğim hikayeyi oluşturan bir roman” ortaya çıktı diyor. Öyle de olmuş. Öyküler doğru bir akışla birleşip romanı oluşturmuşlar. Zaten olayların romanın üç farklı kahramanı ve onların yaşadıkları açısından anlatılmasına bakılırsa bu yapı gayet uygun. Tabii farklı zamanlarda tek tek okunduklarında nasıl bir tad verirler merak etmemek elde değil. 
İlk bölüm “Vejeteryan”da kocasının bakış açısından Yonğhe’nin yaşadığı değişimi okuyoruz. “Karım vejeteryan oluncaya dek onun özel bir insan olduğunu hiç düşünmemiştim” diye anlatmaya başlıyor. Yonğhe her şeyiyle sıradan, silik bir insandır. Cazibesi yoktur ama bir eksiği de görünmemektedir. Kendisi ile hemen hemen aynı niteliklerdeki kocası için, onun ortalama ve vasat hayatına uygun bir eştir. Birkaç yıl da bu vasatlıkta yaşarlar, Yonğhe vejeteryan olana dek.
Bu bölümde toplumun ve özellikle ailenin insana dayattığı “normal”in nasıl bir şey olduğunu, bu normalin dışına çıkanların nasıl tepki ile karşılaşıp, dışlandığını ve sonuçta da akıl hastanesine kapatılacak deli muamelesi gördüğünü sade bir dille anlatıyor Han Khang. Daha önce birçok örneğini okuduğumuz bir öykü.
İkinci bölüm “Moğol Lekesi”. Moğol lekesi, bir doğum lekesi çeşidi. Genellikle Doğu ve Güneydoğu Asya halklarında görülüyor. Türkler’de ve Latin Amerikalılar’da da rastlanıyor. Çinliler, Koreliler ve Japonlar’da bu leke ile doğma oranı % 90-95. Normalde doğumdan 3 ila 5 sene sonra ve en geç ergenlik çağı sırasında kayboluyor.
Yonğhe’nin ablasının kocası bir video sanatçısıdır. Hayalinde bedenleri çiçek desenlerine boyanmış bir kadın ve erkeğin aşk dolu birleşmelerinin neticesinde tek vücut olmaları ve bir bitkiye dönüşmelerinin imgesi vardır. Karısı ile sohbet ederken baldızı Yonğhe’nin kalçasının tam ortasında açmakta olan yeşil bir çiçeğe benzeyen bir moğol lekesi olduğunu öğrenir. Yonğhe’nin doğum lekesi kafasındaki imgeyi tamamlar. Çekeceği videonun kadın kahramanı Baldızı Yonğhe olacaktır.
Evlerinde yaşanan olaylardan sonra kriz geçiren baldızı Yonğhe hastaneye kaldırılmış, hastaneden taburcu edildikten sonra da kocası tarafından terk edildiği için tek başına bir odalı bir evde yaşamaya başlamıştır. Aldığı ilaçların etkisinde bambaşka bir dünyada yaşamakta olan Yonğhe eniştesinin teklifini reddetmez. Aksine bedeninin boyanıp bitkiye dönüşeceğini öğrendiğinde bu işe daha da istekli olur. Kendisi gibi boyanmış bir adamla birlikte aşk sahneleri çekilmesine de aynı bitkileşme düşüncesi ile itiraz etmez. Enişte hayal ettiği projeyi çeker, baldız da bitkileşmenin mutluluğunu hisseder ama onları çekim sonrası aynı yatakta yakalayan Yonğhe’nin ablasının
 tepkisi hiç de olumlu olmaz.
Üçüncü bölüm “Alev Ağacı”nda ablası İnhe şehrin biraz dışındaki bir akıl hastanesinde yatmakta olan kardeşi Yonğhe’yi görmek üzere acilen çağrılmıştır. Yonğhe bir ağaç olmaya, bitkiye dönüşmeye karar vermiştir. İnsan olmanın vahşetinden kaçmanın en iyi yolu olarak bitkileşmeyi görmektedir. Bu nedenle de hiçbir şey yemeden sadece su içerek yaşamaya karar vermiştir. Besinsizlikten erimiş, ölüm aşamasına varmıştır.
Han Kang’ın oldukça sade, düz bir anlatımı var. Sayfalar ilerleyip öykü ayrıntılar kazandıkça derinleşiyor, koyulaşıyor. Haruki Murakami’yi sadece anlatımı ile değil, anlatımının vardığı boyutlarla da anımsatıyor. Murakami okurları Vejeteryan’ı farklı bir ilgi ile okuyacaktır. Herman Melville, Franz Kafka hatta Patrick Süskind ile yakınlıkları olduğunu düşünenen eleştirmenler de var. Yeni bir yazarı illa birisine benzetme huyumuzu bir kenara bırakırsak Vejeteryan’da çok daha farklı şeyler bulacağımız kesin. Aile baskısının, kendi normali dışında hiçbir yaşam biçimini kabul etmeyen toplumun “farklı” olanı nereye koyduğunu, ne hale soktuğunu bu vesileyle bir kez daha tartışabiliriz örneğin.  
Han Kang, 2016 başında yaptığı bir söyleşide vejeteryanlığın "İnsanların şiddetini, masumiyet olasılığını sorgulamak, aklı ve deliliği tanımlamak, başkalarını anlama imkanı, son sığınma ya da son kararlılık" gibi boyutları olduğunu anlatmış. Vejeteryanlığın, veganlığın felsefi boyutuyla tartışmasını yaparken “insan olmayı”, “insanının yarattığı vahşeti” tartışmış oluyor aynı zamanda. İnsan olmaktan vazgeçmek bir tercih olarak mümkün müdür, üzerinde konuşmaya, yazmaya değer. 12.01.16        

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?