Cuma, Aralık 22, 2017

 

“Meğer hiç bir şey tesadüf değilmiş”



Melike sanat tarihçisi. Yunan yönetmen Petro kendisine e-posta yoluyla ulaşıyor. İstanbul’daki Bizans kiliseleri hakkında bir belgesel çekeceğini, rehber aradığını yazıyor.
“Petro’yla ilk defa Kanlı Kilise’de buluştuk” diye anlatmaya başlıyor Melike. Bizans döneminden günümüze kadar ayakta kalan ve hâlâ kilise olarak korunan tek kubbeli kilise olan Kanlı Kilise Balat’da. Moğolların Azize Meryem Kilisesi veya Panayia Mukhliótisa diye de adlandırılan bir Ortodoks kilisesidir, diye anlatıyor Vikipedi. Melike’nin babaannesi Safinaz’ın eskiden yaşadığı ev de bu kilisenin tam karşısında. Melike Petro’nun burada buluşma teklifinin bir tesadüf olduğunu sanıyor. Eski anılarının tekrar canlanacağı heyecanıyla da fazla düşünmeden kabul ediyor.      
Petro’nun kendisi ile buluşma amacı başkadır. Kanlı Kilise’de buluşmalarını teklif etmesi de bu amaca giden yolda önemli bir adımdır. Teklifine katı bir “Hayır” cevabı almamak için Melike’yi yumuşatacak bir plan yapmıştır. 19 Temmuz’da saat 19’da buluşma teklifi bile bu planın simgesel bir parçasıdır.
Melike bu iş teklifini sorgulamaz. Aslında paraya ihtiyacı olmamasına rağmen kabul eder ve o yaz sıcağında Büykada’daki evinin serinliğini terk edip yola düşer. Bütün işaretleri görmezden gelir, “kaderinin bu yabancıyla buluşmasına bağlı olduğunu söyleyen iç sesini de hiçe say”ar. Çünkü o “anlık heyecanların” peşine düşmeyi seven bir kadındır. “Bir kadın ruhunu beslemeli, ufak tefek maceralarla onu hep taze tutmalı”dır. “Tek bir erkek asla yetmez.”
İkircikli duygular içindedir buluşmaya giderken. Artık yorulduğuna, kocası Sinan’ı aldatmayacağına karar vermiştir. “Aşk da haz gibi hep aynıydı. Tekrarlandıkça tadı kaçıyordu” diye düşünür. Ne de olsa 40’ına varmıştır.  
“Petro’nun önce dudaklarını gördüm” diye anlatır fikrinin nasıl değiştiğini anlatırken. Koyu pembe, vişne gibi dudaklar genç adamın kanının kaynadığının işaretini vermektedir.
Aralarında dostane bir kucaklaşma yaşanır. Uzun boylu, geniş omuzlu bu gencin bakışlarında ısrarlı bir şey vardır. Petro’yu çoktandır tanıdığı gibi bir hisse kapılır. “Yüreğim hızlandı” diye anlatır Melike.
Yaz Sıcağı’nın (Mart 2017, Doğan Kitap) ilk beş sayfasında anlatıyor bunları Defne Suman. Bir aşk hikâyesi başlayacak diye düşünüyoruz. Başarılı bir “teaser” aslında ilk sayfalar, merak uyandıracak, kışkırtacak bir çok küçük ayrıntı bu ilk karşılaşmadaki aşk sahnesinin içine yerleştirilmiş. Tabii fragmanın başarısını romanı okuyup bitirdiğinizde anlıyorsunuz.
Melike arada bir yerde babasının izini sürmekten de söz ediyor. Kendilerini neden, niçin, nasıl bir hayat uğruna terk ettiğini öğrenmek ihtiyacı hissetmediğini söylediği babasını 29 yıldır görmemiş. Bu sözleri etmesinden bile aklının bir köşesinde hep babasının olduğunu da anlayabiliriz.
Hayat aslında tesadüflerle gelişir. Ama bir öyküde, bir romanda ya da filmde tesadüflerin sayısı arttığında rahatsız olur, “bu kadar da tesadüf olmaz ki!” diyerek eseri inandırıcı bulmadığımızı ifade ederiz.
Defne Suman daha ilk sayfada kahramanına “Meğer hiç bir şey tesadüf değilmiş” dedirtiyor. Yaz Sıcağı’nın ilk bölümlerinde ard arda gelen olaylar ilk bakışta tesadüf olarak görünse de ilerleyen sayfalarda bir mantık içinde birbirine bağlandıklarını görüyoruz.         
Petro’nun Melike’yi buluşu rastlandı değil, çok bilinçli bir seçim. Petro ölüm döşeğindeki babası ile buluşturmak, son bir kez görüşmelerini sağlamak amacıyla Melike’yi rehber olarak tutmuş. Babaannesi ile, babası ile ilgili anıları canlandırıp yumuşatacak, sonra da ikna edip babasının yanına gitmesini sağlayacak. Plan bu ve başarılı bir şeklide de işliyor.
Melike’nin ilk görüşte Petro’ya âşık olması, Petro’nun da ona ilgisiz kalmaması ile kendilerini daha ilk gece yatakta bulmaları ile her şey biraz karışmış gibi oluyor ama bunun bile bir tesadüf olmadığını anlıyoruz.
“Hepsi Petro yüzünden. Babaannemin anısını getirmişti işte. Yanında da babamınkini” der arka kapağa da alıntılanan paragrafta Melike. Petro’nun babası ile buluşmayı hem de babaannesinin mahallesinde teklif etmesi yıllardır bastırıp unutmaya çalıştığı anılarının birer birer canlanmasına neden olur.
Daha babası ile buluşup gerçeklerin bildiğinden ne kadar farklı olduğunu öğrenmeden bir dizi aile sırrını anımsamaya başlar. Babaannesinin gerçek kimliğinin ortaya çıkması aile içi sırların çözülmesindeki önemli anahtarlardan biridir.
70’li yılların başında gelişen siyasi olaylar romanda bir boyut oluşturur. 12 Mart Darbesi ardından aslında pek etliye sütlüye karışmamış olan babası aileyi Antalya yakınlarındaki bir köye taşımıştır. Çağdaş hiçbir olanağın olmadığı bu köyün eski adıyla Simena yani günümüzdeki Kale Köy olduğunu tahmin ederiz. Ulaşım sadece deniz yoluyla sağlanmaktadır.
İstanbul’dan gelen Babanane Safinaz’ın intihar haberi ile ailenin düzeni bozulur. Annesinin cenazesini kaldırmaya giden baba bir daha dönmez. Melike babasının bir kadın için aileyi terk ettiğini öğrenir. Küser. Yaşamda en çok sevdiği kişiyi belleğinin derinliklerine iter, bir daha adını anmaz.  
Babasını görmeye ikna olup yola çıktığında gittiği yer bile gerçeklerin bildiğinden çok daha farklı olduğunu işaretler. Kıbrıs’a hem de güneyine gideceklerdir. Atina’da yıllardır görüşmediği halası ile buluşması bazı sırları aydınlatır. Güney Kıbrıs’ta bir köyde yaşayan babası da sadece çok sevdiği kızını görmek değil kendisi hakkındaki gerçekleri de anlatmak arzusundadır. Babasının neden geri dönmediğini, babaannesinin intiharının nedenini, annesinin sinir hastası olmasının sebeplerini anlar.     
Yaz Sıcağı bir aşk öyküsü gibi başlasa da çok farklı boyutlara evriliyor. Çok sevmesine rağmen kısa ilişkilerde kocasını aldatması ve hep geri dönmesi ile somutlanan Melike’nin ruh hali ve nedenleri başlı başına bir roman konusu olabilecekken, aile içi sırlar, değişen gerçeklikler, Babaannenin değiştirilen ve gizlenen kimliği, 70’li yılların siyasi ortamı gibi her biri bir roman konusu olabilecek boyutlara varıyor. Özellikle 20 Temmuz 1974'de başlayan Kıbrıs Barış Harekatı diye adlandırdığımız adaya Türk Ordusu’nun çıkması öncesi ve sonrasında yaşananların anlatıldığı son bölümler ayrı bir roman olarak işlense iyi olurmuş. Konu Türk romanında o açıdan hemen hiç işlenmedi.    
Defne Suman iyi bir anlatıcı. Yaz Sıcağı’nın sağlam bir kurgusu var. Merak unsurunu hiç eksiltmeden insanın varoluşunu belirleyen konulara derinleşmesini biliyor. Ayrıntılı, çok boyutlu bir roman. Defne Suman ayrıntılarda kaybolmadan romanı geliştirmeyi başarmış. Yeni romanlarını merak edeceğim. 21.12.2017

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?