Cuma, Mart 02, 2018

 

“Sen bana aitsin”




Yaşam öyküsü ile tanınan yazarlardan Lou Andreas Salome. Özellikle yaşamına giren erkeklerle yaşadıkları o kadar ilgi çekmiş ki kendisi romanlara, incelemelere ve filmlere konu olmuş. İnternette ismini aradığınızda “Nietzsche ve Freud'u Kendine Aşık Eden Kadın” gibi başlıklar taşıyan yazılara rastlıyorsunuz. “Nietzsche'nin kadınlardan nefret etme sebebi olarak gösterildi, Rilke en güzel şiirlerini onun için yazdı” diyen de var. Tolstoy’un da adı anılıyor. “Tüm ünlü düşünürleri kendine âşık etti” diyen de. “Kendine âşık ettiği” erkek sayısı oldukça çok biyografilerine bakarsanız. Fotoğraflarına bakarsanız çok güzel bir kadın. Erkekler görür görmez neden âşık olmuyorlar da Salome’nin onları kendine âşık etmesi gerekiyor pek anlaşılır bir şey değil. Tabii yine biyografilerde “34 yaşına kadar bekâretini korudu” diye de bir bilgi var. Böyle bir şeyin yazılması garip ama sanırım Salome’nin tensel değil tinsel aşkları tercih ettiğini anlatabilmek için yazıyorlar bu cümleyi. Nedense “kendine âşık ettiği” tüm erkeklerin yaşadıkları olumsuzlukların sebebi olarak da Salome gösteriliyor. Ünlü kişilerin ona âşık olup karşılık bulamamaları sonucunda çıkarttığı dedikodular olduğunu düşünüyorum bunların. Zira hiçbiriyle uzuın süreli ilişkiye girmemiş, “bekâretini koruması” mesele edildiğine göre onlarla küçük flörtlerden de ileri gitmemiş. Hatta rezil rüsva etmek için de onları arabaya koşup fotoğraflarını çektirmiş. Nietzsche ve Paul Ree’yi arabaya koşup kırbaçladığı bir mizansende çektirdikleri fotoğraf çok popülerdir. Her yerde rastlayabilirsiniz.   
  
Bu kadar ünlü düşünür ve yazarı kendine âşık etmiş ama Friedrich Carl Andreas’la evlenmiş. Andreas özellikle İran hakkında çalışmalarıyla bilinen tanınmış bir oryantalist.
Lou Andreas Salome, 12 Şubat 1861’de St. Petersburg’da doğmuş. Zürih’te teoloji, felsefe ve sanat tarihi okumuş. İlk kadın psikoanalist. Verimli bir yazar. 15 roman, oyunlar ve denemeler kaleme almış. Felsefe, din ve psikoloji alanlarında da eserler vermiş. Rilke, Nietzsche ve Freud hakkında da yayımlanmış kitapları var. İş Bankası Yayınları Salome’nin roman ve novellalarını Modern Klasikler Dizisi’nde yayımlamaya başladı. Daha önce Arayışlar (2016) ve Feniçka (2016) çıkmıştı, şimdi de Ruth (Ocak 2018, çev. İlknur İgan, İş Bankası yay.) yayımlandı.
Bu üç romandan Lou Andreas Salome’nin özellikle gençlik çağlarını yaşayan kadınları anlattığını anlıyoruz. Tabii bu İş Bankası Yayınları’nın özel seçimi değilse. Bu genç kadınlar toplumun ve geleneklerin baskısını aşıp kendi yaşamlarını, geleceklerini kurmaya çalışırlar. Bu gelecekte de aşklarının ne kadar belirleyici olacağını merak ederiz.
1895’de yayımlanan Ruth, Lou Andreas Salome’nin en başarılı romanı olarak nitelendirilmiş. Yayınlandığı dönemde çok okunmuş, konuşulmuş. Modern dünyadaki yerini arayan genç kızların ve kadınların öykülerinin en önemlilerinden sayılmış. Romandan çok etkilenen Rilke’nin kendi kızına Ruth adını verdiği de kitabın arka kapağında belirtiliyor.    
Romana adını veren Ruth 16 yaşında bir genç kız. Anne babası olmadığı için amcası büyütmüş. Babası yaşındaki ve Ruth’la yaşıt bir oğlu olan Erik de idealist bir öğretmen. Bir ders arasında Ruth’un arkadaşları ile sohbetine şahit oluyor. Ruth’un çok verimli bir hayal dünyası var ve arkadaşlarına kendi hayallerinden kaynaklanan öyküler anlatıyor. Bunlar da daha çok karşı cinsle, erkeklerle ilgili öyküler. O öyküleri gerçek yaşamda canlandırmak için çeşitli girişimlerde bulunuyorlar.
Erik zekası ile dikkatini çeken öğrencisinin güzelliğinden de etkilenir. Ruth’un hemen fark edilmeyen kendine has bir güzelliği vardır.
Ruth’la özel olarak ilgilenmeye ve onu eğitmeye karar veren Erik kızın amcasıyla konuşur ve onu Ruth’u yanına almaya ikna eder. Ruth, Erik’in evinde kalacak ve ondan sürekli eğitim alacaktır. Zira lise eğitimini tamamlamıştır ve üniversiteye gitmeyecektir. O zamanlarda bir genç kızın üniversitede okuması pek sık rastlanan bir şey değildir.
Erik’in bu kararına karısı Klara-Bel de destek olur. Klara-Bel uzun süredir hastadır, yürüyemediği için yatalak vaziyettedir. Ruth’la tanışan Klara-Bel kızı çok beğenir. Onu adeta kendi kızı gibi benimser. Ruth’u benimseyen bir kişi de Erik’in oğlu Jonas’tır. Jonas için Ruth önce iyi bir arkadaş, sonra da aşkla bağlanacağı bir sevgili olur.
Ruth, Erik’in duygularını karşılıksız bırakmaz. İlk zamanlarda adeta birer sevgili gibi davranırlar, elele tutuşurlar, sık sık kucaklaşırlar. Bir an gelir ve Erik kızı dudağından öper. Bu öpüşme Erik için karar noktası olacaktır. Karısına aşkla bağlıdır. Aile yapısına sadıktır. Flörtlere hevesli gibi görünse de yeni bir aşka, ilişkiye de kapalıdır. Zaten Ruth’u bir sevgiliden çok bizzat şekillendireceği bir eser olarak görmektedir. Ruth ustalık dönemi eseri olacaktır.
Ruth’un duygularının da başlangıçta pek net olduğunu söyleyemeyiz. Erik’e tam bir sakatle bağlıdır ve o ne isterse yapacak bir psikolojidedir ama diğer yandan da kendi kaderini belirleme arzusu da gelişmektedir. Lou Andreas Salome genç kadınların yaşadığı bu ikileme Türkçede okuduğumuz diğer romanlarında da vurgu yapmıştı. Kadınlar ya aşklarının peşinden gidip evlenecek ve düzenin dayattığı yaşam biçiminde kendilerine uygun görülen rolü bürünecek ya da bağırlarına taş basıp aşklarını geride bırakacak ve kendi kaderlerini tayin edecektir.
Üstelik bir yetim olarak büyümüş olan Ruth’un baba sevgisine de aç olduğu bellidir. Erik’te bir baba Klara-Bel’de de bir anne arar. Bu arayışına da çoğunlukla karşılık bulur.     
Eleştirmenler Erik ve Ruth’un ilişkisinde “heteronomi”nin sorun yarattığına da dikkati çekiyor. Heteronomi 'insanın kendi seçmediği tutku veya arzulara gore davranması' olarak tanımlanıyor. “Kendi dışında var olan bir otoriteye tâbi olma” tanımı Erik’le Ruth’un ilişkisine daha uygun görünüyor. Erik tasarladığı eğitimin başarıya ulaşması için Ruth’un kendisine kayıtsız şartsız boyun eğmesini ister. Erik ne isterse onu yapacak, ona göre davranacaktır. Ruth bunu kabul eder ve uygular. Olaylar geliştikçe Ruth’un heteronomisinin Erik’i baba rolüne konumlandırmasından kaynaklandığını düşünürüz. Oysa Erik heteronomiyi ideal aşkın temel koşulu olarak düşünüyor gibidir.
Lou Andreas Salome, Ruth ve Erik’in ilişkisinde verili cinsiyet rollerini, insanlararası iktidar ilişkilerini, aile yapısının ve toplumsal baskının belirleyiciliklerini de tartışmaya açıyor. Üstelik tüm bunları didaktizme düşmeden hatta bunların hiç sözünü bile etmeden romanın doğal akışı içinde anlatmayı, daha doğrusu sezdirmeyi ve okurun bu konuları düşünüp kendi içinde tartışmasını sağlamayı başarıyor.
Lou Andreas Salome iyi bir anlatıcı. Hem ele aldığı konular ve sorunlarla hem de anlatımındaki ustalıkla dikkati çekiyor. Geç de olsa onu kendisine yakıştıran rol ve roman ve film kahramanlığı dışında gerçek konumunda, yani bir yazar olarak tanımaktan memnunum. Umarım diğer eserleri de Türkçeye kazandırılır.01.03.2018

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?