Çarşamba, Nisan 18, 2018

 

50 yıllık emek



Celâl Üster “edebiyat insanı”dır. Edebiyat insanı edebiyatın sadece bir dalı ile sınırlı kalmayan birçok alana emek veren kişilere verdiğimiz ad. Kolay kazanılmayan çoğunlukla Türkiye’nin şartlarının insanları yönlendirdiği önemli bir nitelik. Celâl Üster’in yaptığı işler arasında yazarlık, çevirmenlik, editörlük, gazetecilik, sanat sayfası editörlüğü, dergi yöneticiliği var. Bu işlerden en ağır basanı çevirmenlik.
1947’de İstanbul’da doğumlu. Lise çağlarında çeviriye başlamış. 17 yaşındayken  ilk olarak T. S. Eliot’ın “The Love Song of J. Alfred Prufrock” şiirini, bir de Shakespeare’in “Shall I compare thee to a summer’s day” diye başlayan 18. sonesini çevirmiş. İlk çevirileri 1967’den itibaren Yeni Dergi’de yayımlanmış. Çevirmenliğe başlangıç olarak da dergilerde yayımlandığı tarihi esas alıyor. Yaroslav Haşek’ten George Orwell’a, D.H. Lawrence’tan Iris Murdoch’a, Juan Rulfo’dan Jorge Luis Borges’e, Mario Vargas Llosa’dan John Berger’a, Paulo Coelho’dan Roald Dahl’a pek çok yazarın yapıtlarını dilimize kazandırdı. 1983’te George Thomson’ın Tarihöncesi Ege adlı yapıtının çevirisiyle Yazko Çeviri dergisinin Azra Erhat Ödülü’ne değer görüldü. Bugüne kadar seksene yakın eseri dilimize kazandırdı.
Aslı Uluşahin, Celâl Üster’in elli yıllık çeviri emeğine dikkati çekmek için “Celâl Üster İçin Çeviri Uğraşında 50 yıl” (Can yay.) adıyla bir kitap hazırlamış. Kitapta Ferit Edgü’den başlayarak Celâl Üster’in dostlarının ve çalışma arkadaşlarının yazıları var. Üster’le çeviri yaşamı ile ilgili olarak yapılan uzun bir söyleşi de kitabı taçlandırıyor.  
Elli yılda seksen çeviri kitap hem çoktur hem de azdır. Zamanını sadece çeviriye ayırabilse belki bu sayıdan biraz daha fazla çeviri yapabilirdi ama çok da fazla olmazdı bu rakam. Çünkü titiz bir çevirmen olduğunu biliyoruz. İnce eleyip sık dokur, sevmediği kitapları çevirmek istemez. Sadece çevireceği kitapla yetinmez, yazarın diğer kitaplarını da okur. Dönemi ile ilgili bilgi almaya çalışır. Daha önce yapılmış çevirileri inceler. İyi çevirinin üç şartı olarak “Merak”, “Kuşku” ve “Sezgi”yi sayıyor. Bence en önemlisi çeviri yapmayı sever. İşini sevmeyenin başarılı olamayacağını ve elli yıl bir yana iki kitaplık bile sabredemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü çeviri emek yoğun bir iştir ve karşılığı maddi olarak çok azdır. Karın doyurmaz, ev geçindirmez.
Kuşkusuz çevirinin gelirinin az olması onu başka işlere yöneltmiştir ama Celâl Üster 50 yılı aşan çevirmenliği yanı sıra hep önemli işler yaptı. Yayın yönetmenliği, sanat sayfası yöneticiliği gibi tam mesai verilmesi gereken işlerdi bunlar. Bu işleri de layıkıyla yaptığı için mesai dışı saatlerde de emek verdiğini biliyorum. O nedenle de 50 yılda 80 çevirinin önemli bir rakam olduğunu düşünüyorum. Gece gündüz durmadan çalışmış.
Tabii “meyhanelerde uzun saatler boyu o hoş sohbetleri yapan adam kimdi?” diye soracaksınız. Celâl Üster’in bir ikizi yok. O nedenle de 24 saat dolu dolu yaşamaya çalışıyor. Eşine, dostuna ve çocuklarına zaman ayırmayı da başarıyor. Meyhane sohbetlerinde de boş konuşmaz. Engin bir futbol bilgisi vardır, kırk yıl önceki yabancı takımların kadrolarını ezbere sayar ama sohbetlerinin konusu çoğunlukla o an yaptığı işlerle ilgilidir. Örneğin Yaroslav Haşek’in Aslan Asker Şvayk’ını çevirirken o masalarda sürekli Haşek’i, savaş karşıtı eserleri, çeviride karşılaştığı sorunları, önceki çevirilerdeki gariplikleri konuştuğumuzu bilirim.      
Bu sohbetlerde ortaya attığı sorunları da zaten yazılarında ele alacaktır. Yani meyhane sohbeti onun için fikir jimnastiği gibidir. “Körün taşı kelin başına denk gelmiş mi, siz karar verin...” diye sunduğu bu yazılardan bir seçme de “Körün Taşı” (Can yay.) adıyla yayımlandı.  Kitaplaşması gereken bir de “Bir ‘Çevirgen’in Notları” kitabı var. Onu da bekliyoruz.
Nice yıllara, nice çevirilere, nice kitaplara Celâl ağabey. 18.04.2018

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?